| Bugün çok üzgünüm
| I am very sad today
|
| Seni kaybettim gibi
| like i lost you
|
| Sırtımda bi' bıçak ve elin
| A knife in my back and your hand
|
| Öyle kaydettim gibi
| It's like I recorded
|
| Yanıp da sönmeyen, bir alev bu öldürmeyen
| It's a flame that doesn't burn, that doesn't kill
|
| Ama ne yazık, süründürür
| But unfortunately, it creeps
|
| Varıp da dönmeyen bi' yolun altındaki heves
| The enthusiasm under a road that arrives and does not return
|
| Ne yazık, böyle kurur
| Unfortunately, that's how it dries
|
| Artık «Yapma, yapma!» | No more "Don't, don't!" |
| demem
| i wouldn't say
|
| Bu sözlerim kanar benim
| These words of mine bleed
|
| Söylenmedi hiçbir zaman
| never said
|
| Seviyorduk, hayal değil
| We loved, it's not a dream
|
| Yandı canım, avlandı tüm hayvanlarım
| Burned dear, hunted all my animals
|
| Yollar bana yarar değil
| The roads are no use to me
|
| Saplıyorum ağzımdaki çiçekleri karanlığa
| I stick the flowers in my mouth into the dark
|
| Yalan değil
| It's not a lie
|
| Artık «Yapma, yapma!» | No more "Don't, don't!" |
| demem
| i wouldn't say
|
| Bu sözlerim kanar benim
| These words of mine bleed
|
| Söylenmedi hiçbir zaman
| never said
|
| Seviyorduk, hayal değil
| We loved, it's not a dream
|
| Yandı canım, avlandı tüm hayvanlarım
| Burned dear, hunted all my animals
|
| Yollar bana yarar değil
| The roads are no use to me
|
| Saplıyorum ağzımdaki çiçekleri karanlığa
| I stick the flowers in my mouth into the dark
|
| Yalan değil
| It's not a lie
|
| Yalan
| Lie
|
| Yalan
| Lie
|
| Ağlıyorum, aldandı tüm yaldızlarım
| I'm crying, all my gilding has been deceived
|
| Ağarmayan kara benim
| I am the unbleached black
|
| Anlıyorum, harcın değil bu aşk ama
| I understand, it's not your money but this love
|
| Sağalmıyor yaram benim | My wound is not healing |