| Beni kimse sevmedi sen gibi içim direnir
| No one loved me like you, my heart resists
|
| Senin yokluğundan bu yana gönlüm aşk dilenir
| Since your absence, my heart begs for love
|
| Şimdi yüküm ağır dolu bir dert treni
| Now my load is a heavy loaded trouble train
|
| Seni kırdığım için özür dilerim
| I apologize for hurting you
|
| Üzgünüm sana ayırmadığım saatlere
| I'm sorry for the hours I didn't spare for you
|
| Üzgünüm sana uğramadığım günlere
| I'm sorry for the days I didn't visit you
|
| Kırgınım eline dökmediğim güllere
| I'm offended by the roses I didn't pour in your hands
|
| Kırgınım yüzüne bakmadığım dünlere
| I'm offended by the yesterdays that I didn't look at your face
|
| Beni kimse özlemedi sen gibi vefasızlık ömrüm
| No one missed me like you, my life of disloyalty
|
| Pişmanım sürekli ilgisizlik gördün
| I'm sorry you've always seen indifference
|
| Kendi kazaklarımı liğme liğme etlerinden ördüm
| I knit my own sweaters out of crochet meat
|
| Yüzüne bakmaya yüzüm yok ışıklarını söndür
| I have no face to look at your face, turn off your lights
|
| Hayalet gibiydim seni anlamamak inancımdı
| I was like a ghost, not understanding you was my faith
|
| Kalbinde kiracındım
| I was a tenant in your heart
|
| Meğer döktüğün her gözyaşı bir dar ağacıymış
| It turns out that every tear you shed was a narrow tree
|
| Özlemek sana direnmekten acıymış
| Longing hurts from resisting you
|
| Velakin pişmanım inanmasan da
| But I'm sorry, even if you don't believe
|
| Görmesen de sesimi duymasan da
| Even if you don't see or hear my voice
|
| Senden bir beklentim yok be gülüm olmasın da
| I don't expect anything from you, even if I don't have a rose
|
| Bu basit bir mektup gözlerin dolmasın da
| This is a simple letter, even if your eyes are not filled with tears
|
| Benim gibi birini kalbin nasıl olurda sevdin
| How could you love someone like me with your heart
|
| Nasıl olurda yıllar yılı gülümsemeni verdin?
| How come you gave your smile year after year?
|
| Bak şimdi uzaktasın tek başıma bu derdi
| Look, now you're far away, that's what I used to say
|
| Kafamı duvara vurarak taşıyorum kadın kendimi yendim
| I'm beating my head against the wall woman I beat myself
|
| Kendime kızgın kendime kırgınım
| angry with myself angry with myself
|
| Artık azalttım şu mürekkepli zıkkımı
| Now I've reduced my ink gibberish
|
| Her dokunuş sen kendimden alamıyorken hırsımı
| Every touch my greed while you can't take it from me
|
| Al yokluğun sende kalsın tılsımı
| Take the talisman of your absence
|
| Bana acılarını yolla kadın haketmiyorsun
| Send me your pain woman you don't deserve
|
| Evde düzine düzine fotoğraf yetmiyorsun
| Dozen dozen photos at home are not enough
|
| Yaralarını kapat haketmiyorsun
| You don't deserve to close your wounds
|
| Hala neden seviyor naz etmiyorsun
| Why don't you pretend you still love
|
| Kadın sevme beni, ben seni haketmiyorum
| Woman don't love me, I don't deserve you
|
| Kalbin çığlık çığlığa atarken yetmiyorum
| I'm not enough when your heart is screaming
|
| «Üzülme demişsin», şikayet etmiyorum
| "You said don't worry", I'm not complaining
|
| Nasıl olur da üzülmem pişmanlık kendi yolum
| How can I not be sad, regret is my own way
|
| Yollarına dar ağacı kur artık uzanamayım
| Set the narrow tree in your path, I can no longer reach
|
| Bilirsin sessiz bir sinemayım
| You know I'm a silent movie theater
|
| Bu sana yolladığım risalenin son balayı
| This is the last honeymoon of the pamphlet I sent you.
|
| Şu zıkkıma koydum yine cebimdeki son parayı
| I put the last money in my pocket again
|
| Bir rüzgâr eser bir gülden ömür gider
| A wind blows, life goes from a rose
|
| Bir kömür karası gözüm bir gün bu zulüm biter
| I have a coal black eye, one day this cruelty will end
|
| Bir gün doğarız belki o gün biz ölümlüler
| Maybe one day we will be born, that day we mortals
|
| Bir yerde yanarız elbet, iz kalır gönül tüter
| Of course we will burn somewhere, the trace will remain, the heart will smoke
|
| Bir rüzgâr eser bir gülden ömür gider
| A wind blows, life goes from a rose
|
| Bir kömür karası gözüm bir gün bu zulüm biter
| I have a coal black eye, one day this cruelty will end
|
| Bir gün doğarız belki o gün biz ölümlüler
| Maybe one day we will be born, that day we mortals
|
| Bir yerde yanarız elbet, iz kalır gönül tüter
| Of course we will burn somewhere, the trace will remain, the heart will smoke
|
| Beni kimse duymadı sen gibi ne garip adamım
| Nobody heard me, what a strange man like you
|
| Boş bir odada simsiyah bir ekran kadarım
| I'm as much as a pitch black screen in an empty room
|
| Artık ısıtmıyor içimi közden hırkalarım
| It doesn't warm me anymore, I'm sweating from embers
|
| Çünkü insanların soğuk yüzüne kanarım
| 'Cause I bleed for people's cold faces
|
| Bıraktım kumarı bıraktım yalanı
| I stopped gambling I stopped lying
|
| En çok elimden yok olmana yanarım
| I'm most sorry for you to disappear from my hand
|
| Artık uyku da yok özlemiyorum sanırım
| There is no sleep anymore, I guess I don't miss it
|
| Seni binbir çiçek kokusunun mabedinden tanırım
| I know you from the temple of a thousand and one flower scents
|
| Beni kimse sevmedi sen gibi ömrüm kurusun
| No one loved me, let my life dry like you
|
| Sen şu an odamda en yalancı konusun
| You are the most lying subject in my room right now
|
| Biliyorum sen benden daha da fazla dolusun
| I know you're even more full than me
|
| Ama ne çare aklımda çözemediğim sorusun
| But what is the solution to the question that I can't solve in my mind?
|
| Oynadığım en büyük kumarsın
| You're the biggest gamble I've ever taken
|
| Orası yaz belki burası kış masalı
| It's summer, maybe this is a winter tale
|
| Sevgine yenik düşüp girme kalbe incecik
| Do not succumb to your love, the heart is thin
|
| Burası en büyük yaran ya belki donarsın
| This is your biggest wound, maybe you will freeze
|
| Nitekim kırık bir kalbe düştük
| Indeed we fell with a broken heart
|
| Elimde tek silahla harbe düştüm
| I went to war with one gun in my hand
|
| Seni mi kurtarayım, kendimi mi?
| Shall I save you or myself?
|
| Kalp kalbe ait fakat kalp kalpten neden üstün
| The heart belongs to the heart, but why is the heart superior to the heart?
|
| Artık severiz de dün gibi gelmez tadı
| Now we love it but it doesn't taste like yesterday
|
| Artık ölsekte faydası yok kalmaz adı
| It's no use if we die now
|
| Artık ne yapsam da dün gibi olmaz tadı
| No matter what I do now, it won't taste like yesterday
|
| Neyse sen beni sevme kadın
| Anyway you don't love me woman
|
| Bir rüzgâr eser bir gülden ömür gider
| A wind blows, life goes from a rose
|
| Bir kömür karası gözüm bir gün bu zulüm biter
| I have a coal black eye, one day this cruelty will end
|
| Bir gün doğarız belki o gün biz ölümlüler
| Maybe one day we will be born, that day we mortals
|
| Bir yerde yanarız elbet, iz kalır gönül tüter
| Of course we will burn somewhere, the trace will remain, the heart will smoke
|
| Bir rüzgâr eser bir gülden ömür gider
| A wind blows, life goes from a rose
|
| Bir kömür karası gözüm bir gün bu zulüm biter
| I have a coal black eye, one day this cruelty will end
|
| Bir gün doğarız belki o gün biz ölümlüler
| Maybe one day we will be born, that day we mortals
|
| Bir yerde yanarız elbet, iz kalır gönül tüter | Of course we will burn somewhere, the trace will remain, the heart will smoke |