| Cesaretimin bana yaptırabileceklerinden korktu dostum
| Afraid of what my guts might make me do, man
|
| Artık cesaretimden çekiniyordum, bilmiyordu
| I was afraid of my courage anymore, he didn't know
|
| Buluyordum bir bahane; | I was finding an excuse; |
| çalışmam gerek kendime
| I need to work myself
|
| Çok hastayım, gidiyorum, aman gelme ziyaretime
| I'm so sick, I'm going, oh don't come to my visit
|
| Hoşuma giden hikâyelerin de hep yarındır arkası
| The stories I like are always followed by tomorrow.
|
| Hayallere bel bağlamanınsa çoktur götürüsü
| There is a lot of cost in relying on dreams.
|
| Kıyaklarını salla, arkadaşların kaçın kurrası
| Shake your clothes, let your friends run away
|
| Karıştırmasın kötülerin yaptığı iyilikler aklını
| Don't let the good deeds of the wicked confuse your mind.
|
| Tanırsın onları tavrından
| You know them by their demeanor
|
| Tartaklamazsa birini akşam uykusu kaçar hırsından
| If he doesn't smack someone, he will lose his sleep at night because of his greed.
|
| Hiçbir başkası için sevinmemiş ki onlar, prensibe bul kurallar
| No one was happy for anyone else that they found the rules
|
| Sirke balık, kötü ahlâk insanı bozar, kulak sağır
| Vinegar is fish, bad morals corrupt people, deaf ears
|
| Haksız duruma düşmezdin sen elbet haklı olsaydın
| You wouldn't be wrong, of course if you were right
|
| «Başa gelenler Allah’tan.» | “What is done is from God.” |
| der, saçını başını yolmazdın
| he says, you wouldn't pull your hair out
|
| «Yaratan'ı ya kızarsa?» | "What if his Creator gets angry?" |
| de, etrafa fazla dalaşma
| well, don't mess around too much
|
| Aramızdaki farkı anlardın benle bir gün kalsaydın
| You would understand the difference between us if you stayed with me for a day
|
| Tüh be, yine tren kaçtı
| Shit, the train has gone again
|
| Teh, «Yürü yürü aşınacak yol.» | Teh, "Walk, walk, erode." |
| desene
| pattern
|
| Kara kirpik delik bi' şemsiye
| black eyelash hole umbrella
|
| Yaş süzülür, yüzüme kavuşur
| Age flows, meets my face
|
| Gel, darma dumana bi' teselli ver
| Come, give some consolation to the mist
|
| Dağılan parçaları birleştir
| Merge the broken pieces
|
| Hastalandı, kalbimi iyileştir
| Got sick, heal my heart
|
| Defter kalemimle boğuşur
| The notebook grapples with my pen
|
| Gel, darma dumana bi' teselli ver
| Come, give some consolation to the mist
|
| Yarımı tamamla, bizi denkleştir
| Complete half, balance us out
|
| Hastalandı, kalbimi iyileştir
| Got sick, heal my heart
|
| Defter kalemimle güreşir
| Wrestles with my notebook pen
|
| Yatıştırmak istersen beni, sözden vazgeçmen gerek
| If you want to appease me, you have to break the promise
|
| Çok yıl oldu biteli güvenim kelimeye
| It's been many years since I trusted the word
|
| Aniden bir ses geldi gaipten seslendi
| Suddenly a voice came and called out
|
| Dedi; | Said; |
| «Burası sakindi, insan geldi, cehennem alevlendi.»
| "It was calm here, people came, hell blazed."
|
| Yıkılsaydı gökkubbe cümleten dönerdik toza
| If the sky was destroyed, we would turn from sentence to dust
|
| Dener her suçlu kaçmayı ama nedense varamaz uzağa (niye?)
| Every criminal tries to escape but somehow he can't get far (why?)
|
| Hatalarından ötürü geriye düştün öküz oldu buzağı
| You fell behind because of your mistakes, became an ox, a calf
|
| Birileri hep birilerini çekiştirir almadan rıza
| Consent without someone always tugging at someone
|
| Rüyalarıma kavuşmam için yeterdi geceyi beklemem
| It was enough for me to reach my dreams, I didn't wait for the night
|
| Ayağım kaydı, unuttum yüzmeyi denize düşerken panikten
| My foot slipped, I forgot how to swim when I fell into the sea out of panic.
|
| Kırk ihlasla oldu beyaz pirincin bir tanesi, bizse gafletin ta kendisi
| With forty sincerity, one piece of white rice, we are heedlessness.
|
| Öyle nankörüz ki
| We are so ungrateful
|
| Durduramıyorsan kendini zayıfsın, zayıf halkasın
| If you can't stop yourself, you're weak, you're the weak link
|
| Bu dersi geçmen için sağlamlaşmalı, daha baştasın
| To pass this course, you must be solid, you're just at the beginning
|
| Her şeyin bir ortası var. | There is a middle ground for everything. |
| Neden yaşam yok Kutup’ta (neden?)?
| Why is there no life at the Pole (why?)?
|
| Çünkü hayat ortada, bul ortayı, hayatı ortala!
| Because life is in the middle, find the middle, center the life!
|
| Tüh be, yine tren kaçtı
| Shit, the train has gone again
|
| Teh, «Yürü yürü aşınacak yol.» | Teh, "Walk, walk, erode." |
| desene
| pattern
|
| Kara kirpik delik bi' şemsiye
| black eyelash hole umbrella
|
| Yaş süzülür, yüzüme kavuşur
| Age flows, meets my face
|
| Gel, darma dumana bi' teselli ver
| Come, give some consolation to the mist
|
| Dağılan parçaları birleştir
| Merge the broken pieces
|
| Hastalandı, kalbimi iyileştir
| Got sick, heal my heart
|
| Defter kalemimle boğuşur
| The notebook grapples with my pen
|
| Gel, darma dumana bi' teselli ver
| Come, give some consolation to the mist
|
| Yarımı tamamla, bizi denkleştir
| Complete half, balance us out
|
| Hastalandı, kalbimi iyileştir
| Got sick, heal my heart
|
| Defter kalemimle güreşir | Wrestles with my notebook pen |