| Dediği yaptığından uzak
| far from what he said
|
| Büyük laflar, hesap ufak
| Big words, small account
|
| Uçar boş kâğıttan uçak
| Flying blank paper airplane
|
| Yanar Dünya keyfim kıyak
| The world burns, I'm in a good mood
|
| Uyak bitmez laf dolu kucak
| The rhyme is full of words
|
| Dönsün devran biz sesi açak
| Let's turn the volume up
|
| Bu çok gezen bir köşe bucak
| This is a very traveling nook.
|
| Bıçak bıçağı kesmez hocam bi' yak
| Knife does not cut the knife, my teacher, burn it
|
| Bi' gör tersi düzünden güzel hayat alt üst olsun bırak
| Let's see, let the beautiful life turn upside down
|
| Etme yarını daha merak
| Don't worry more about tomorrow
|
| Endişelerini sil at
| Erase your worries
|
| Yenisin eskine inat
| You are new despite the old
|
| Kendine en iyi geleni yap
| do your best
|
| Elalemin keyfi rahatmış
| The pleasure of the world is comfortable
|
| Oh güzel güzel sen kendini göm
| Oh beautiful beautiful you bury yourself
|
| Rahat rahat keyiflerini yapmışlar
| They enjoyed themselves comfortably
|
| Düşün taşın sen lisene dön
| Think stone, go back to high school
|
| Sonra öğrenece'm kaçarı yok
| I'll find out later
|
| Benzer dertler naçarı çok
| What a lot of similar troubles
|
| Ve çaçaron konuşur uçarı bol
| And the chacharon speaks profusely
|
| Bi' mazan gel na-na-na
| Bi' mazan come na-na-na
|
| Bağla her şeyi bi' nedene
| Tie everything up for a reason
|
| Benim seçim, hayat benim
| my choice, my life
|
| Benim karar, sonuç benim
| My decision, my outcome
|
| Meselem sade sade benim
| My problem is simply me
|
| İyileşmemin yolu yok gibi
| It's like there's no way for me to heal
|
| Bana verdiği sözleri tutmadı. | He didn't keep his promises to me. |
| İyi de
| good too
|
| İnanmıştım ona saf gibi
| I believed him purely
|
| Aklım alsa dalmış hayat kötü laf gibi
| If my mind is immersed, life is like a bad word
|
| Görünüyorum kara kış gibi
| I look like black winter
|
| Soluyor, donuyor bakış
| Fading, freezing gaze
|
| Yavaş refleks yavaş kanda akış
| slow reflex slow blood flow
|
| Mutlu anlarım bi' pembe yalan gibi
| My happy moments are like a pink lie
|
| Nankör hiç yaşanmamışça
| ungrateful never lived
|
| Hızla geçiyor hiç hiç olmamışça
| It goes by fast like it never happened
|
| Çok sakıncalı bir ruh hâli
| A very troublesome mood
|
| Çok gürültülü bir yerdeyim yani
| So I'm in a very noisy place
|
| Ben kendimleyim açıktan korkan sinsi insanların
| I'm with myself sneaky people who are afraid of the open
|
| Gözü önünde çok derin dalış bildim bileli cesaretliyim
| I've been brave enough to dive so deep in front of him
|
| Kararttıysam gözümü bil ki dolup içim tavana sıçramıştır
| If I have blacked out, know that my eyes are full and my insides have jumped to the ceiling
|
| Çok gözü kara konuşuyorsam bil ki sabrım kalmamıştır
| If I speak too boldly, know that I have run out of patience
|
| Zorlanacağımı bilsem de bunu hiç mi hiç umursamamışımdır
| Even though I know that it will be difficult, have I not cared about it at all?
|
| Halayı sevmeyen herkes elbet kendini zorlamıştır
| Anyone who doesn't like the aunt has of course forced herself.
|
| Doğru gelir her hamlen başta
| It's right, your every move comes first
|
| Yanlış taşır üstünde durdukça
| As long as you stand on the wrong carry
|
| Doğru gelir tekrar bir bakınca
| It's right when you look again
|
| Deli Dünya bense deliren hasta
| Crazy World and I'm the crazy patient
|
| İyileşmemin yolu yok gibi
| It's like there's no way for me to heal
|
| Bana verdiği sözleri tutmadı. | He didn't keep his promises to me. |
| İyi de
| good too
|
| İnanmıştım ona saf gibi
| I believed him purely
|
| Aklım alsa dalmış hayat kötü laf gibi
| If my mind is immersed, life is like a bad word
|
| Görünüyorum kara kış gibi
| I look like black winter
|
| Soluyor, donuyor bakış
| Fading, freezing gaze
|
| Yavaş refleks yavaş kanda akış
| slow reflex slow blood flow
|
| Mutlu anlarım bi' pembe yalan gibi
| My happy moments are like a pink lie
|
| Nankör hiç yaşanmamışça
| ungrateful never lived
|
| Hızla geçiyor hiç hiç olmamışça
| It goes by fast like it never happened
|
| İyileşmemin yolu yok gibi
| It's like there's no way for me to heal
|
| Bana verdiği sözleri tutmadı. | He didn't keep his promises to me. |
| İyi de
| good too
|
| İnanmıştım ona saf gibi
| I believed him purely
|
| Aklım alsa dalmış hayat kötü laf gibi
| If my mind is immersed, life is like a bad word
|
| Görünüyorum kara kış gibi
| I look like black winter
|
| Soluyor, donuyor bakış
| Fading, freezing gaze
|
| Yavaş refleks yavaş kanda akış
| slow reflex slow blood flow
|
| Mutlu anlarım bi' pembe yalan gibi
| My happy moments are like a pink lie
|
| Nankör hiç yaşanmamışça
| ungrateful never lived
|
| Hızla geçiyor hiç hiç olmamışça | It goes by fast like it never happened |