| Bir soyun kanı olmasın varsın
| Don't have blood of a lineage
|
| Damarlarımızda akan
| flowing in our veins
|
| İçimizde şu deli rüzgar
| That crazy wind inside us
|
| Bir havadan
| an aerial
|
| Bir havadan
| an aerial
|
| Bir havadan
| an aerial
|
| Bir havadan
| an aerial
|
| Bu yağmurla cömert
| generous with this rain
|
| Bu güneşle sıcak
| It's hot with the sun
|
| Gönlümüzden bahar dolusu kopsun
| Let spring fill from our hearts
|
| İyilikler hasretler kucak kucak
| Goodness, longing, hug hug
|
| Bir havadan
| an aerial
|
| Bir havadan
| an aerial
|
| Bir havadan
| an aerial
|
| Bu sudan bu tattandır
| This is water, this is flavor
|
| İkimizde de günah
| we both sin
|
| Bütün içkiler gibi
| like all drinks
|
| Zararı kadar leziz
| As delicious as it hurts
|
| Bir iklimin meyvasından
| From the fruit of a climate
|
| Koparılmış bir içkidir
| It's a plucked drink
|
| Bütün bu kötülüklerimiz
| All these evils
|
| Aramızda bir mavi sihir
| A blue magic between us
|
| Bir sıcak, sımsıcak bir deniz
| A warm, warm sea
|
| Kıyısında birbirinden de güzel
| Beautiful on the shore
|
| İki kardeş, iki kardeş milletiz
| We are two brothers, two brothers nation
|
| Türkçe'nin ferah gönlünce küfretmiş
| Cursed by the fresh heart of Turkish
|
| Olmuşuz kanlı bıçaklı
| We were bloody knives
|
| Gene de bir sevdadır içimizde
| Yet there is a love within us
|
| Bir havadan
| an aerial
|
| Bir havadan
| an aerial
|
| Bir havadan
| an aerial
|
| Önce bir kahkaha çalınır kulağına
| First a laugh is played in your ear
|
| Sonra Rum şiveli Türkçeler
| Then Greek dialect Turkish
|
| O Boğazdan bahseder
| He talks about the Bosphorus
|
| Sen rakıyı hatırlarsın
| you remember the raki
|
| Kardeş olduğunu
| is sister
|
| Sıla derdine düşünce anlarsın | When you think about Sıla's problem, you will understand. |