| Kırmızı ruj ve kırmızı oje
| Red lipstick and red nail polish
|
| İki çizgi, iki kadeh roze
| Two dashes, two glasses of rosé
|
| Bi' o yana, bi' bu yana kroşe
| Crochet this way, this way
|
| Önüm-arkam-sağım-solum sobe
| My front-back-right-left stove
|
| Kırmızı ruj ve kırmızı oje
| Red lipstick and red nail polish
|
| İki çizgi, iki kadeh roze
| Two dashes, two glasses of rosé
|
| Bi' o yana, bi' bu yana kroşe
| Crochet this way, this way
|
| Önüm-arkam-sağım-solum sobe
| My front-back-right-left stove
|
| Olmasan yandaki masada ne işim olacak bu barda?
| If you weren't at the table next to me, what would I be doing in this bar?
|
| Ne işim olacak yazarken adım dışar'daki duvarda?
| What am I going to do when I write my name is on the wall outside?
|
| Oynarım sadece kazanmak için, hem aşkta, hem kumarda
| I play just to win, in love and gambling
|
| Yükseğim gökteki o parlak yıldızlar kadar ben şu anda
| I am as high as those bright stars in the sky right now
|
| (Bu Server Uraz)
| (This is Server Uraz)
|
| Direnişin pasif, benim için basit
| Your resistance is passive, simple for me
|
| Bu duruşun asil ama dönebilir tersine, dönebilir nasip
| This stance is noble, but it can be reversed, it can return.
|
| Dumandan var sis, kıvrım ve kasis
| There's fog, swirls and bumps from the smoke
|
| Kolumda kelepçe, nefesin boynumda, dudağın hapis
| Handcuffs on my arm, your breath on my neck, your lip is a prison
|
| Hazırız hafiften kırdıysa kafanı bu zehir
| We are ready, if it broke your head slightly, this poison
|
| Gözümde gözlük ve önümde tepsi de dirsekten sektirdiğim tuz değil (Nusret)
| Glasses in my eyes and a tray in front of me are not salt that I bounced off my elbow (Nusret)
|
| Bilirim her yeri; | I know every place; |
| doğuyu, batıyı, güneyi, kuzeyi (bilirim)
| East, west, south, north (I know)
|
| Gezelim o zaman üstüme yıkılana kadar bu şehir
| Let's travel then until this city collapses on me
|
| Tuşe, bilmesem hiç girer miyim ben bu işe (hiç)?
| Tuse, if I didn't know, would I ever get into this business (ever)?
|
| Cool şey, çıkmaz zıvanadan, kağıdım kuşe (Greengo)
| Cool thing, it's a dead end, my paper is coated (Greengo)
|
| Buse kondurdun kalbime, oralar buz hep
| You put a bus in my heart, there is always ice
|
| Bunu seyret, elimde zincirler bana de: «2 Chainz»
| Watch this, chains in my hand say to me: «2 Chainz»
|
| Kırmızı ruj ve kırmızı oje
| Red lipstick and red nail polish
|
| İki çizgi, iki kadeh roze
| Two dashes, two glasses of rosé
|
| Bi' o yana, bi' bu yana kroşe
| Crochet this way, this way
|
| Önüm-arkam-sağım-solum sobe
| My front-back-right-left stove
|
| Kırmızı ruj ve kırmızı oje
| Red lipstick and red nail polish
|
| İki çizgi, iki kadeh roze
| Two dashes, two glasses of rosé
|
| Bi' o yana, bi' bu yana kroşe
| Crochet this way, this way
|
| Önüm-arkam-sağım-solum sobe
| My front-back-right-left stove
|
| Bugün edepli değilim, günahıma girdin, melek gibiydin
| I'm not decent today, you took my sin, you were like an angel
|
| Elektriğimiz tutmuş, uyumumuz demek ki iyiymiş (tabi)
| Our electricity worked, it means that our harmony was good (of course)
|
| İlginç anılar hafızana senin yer ettiriyim mi?
| May I put you in your memory of interesting memories?
|
| Bebek evet 3B, zilini çalarım eteklerinin
| Baby yeah 3D, I'll ring your skirts
|
| İkimiz geçeriz o zaman güzelim özel anlara
| We'll both pass then beautiful special moments
|
| İçeriz, ederiz, oynarız zevkten köşe kapmaca (hani)
| We drink, we eat, we play for fun (you know)
|
| Bu sefer ebe sen olursun denesen dönüp arkanı
| This time you will be the midwife, if you try, turn around and turn your back
|
| Çanak çömlek patladı. | The pottery exploded. |
| Güneş doğacak göğe baksana
| The sun will rise, look at the sky
|
| Âkıbet nedir? | What is the fate? |
| Takip et beni
| Follow me
|
| Hayli zevklisin Riley Reid gibi marifetlisin
| You have a lot of fun, you're ingenious like Riley Reid
|
| Sanki etkisini gösterir gibi var bi' tesiri (ağrı kesici)
| It seems to have an effect (pain reliever)
|
| Doğmak için seçmişiz ikimiz de aynı mevsimi (ikimiz de)
| We both chose the same season to be born (both of us)
|
| «Unutup gidelim mi?» | "Shall we forget and go?" |
| dedin bana sen, bilemem ki onu (nasıl yaparız?)
| you said to me, I don't know that (how do we do it?)
|
| Bu nasıl da bi' yol, peki ben hâlâ niye dönemiyorum (var mı bir’planın?)
| What kind of a road is this, so why can't I turn back (do you have a 'plan?)
|
| «Doğru mu, cesur mu?» | "True or brave?" |
| derken rok yapıp oynadım piyonu (şah)
| Then I castled and played the pawn (king)
|
| Kırmızı ruj, sınırımı bul, bu sadece bi' oyun (sobe)
| Red lipstick, find my limit, it's just a game (sobe)
|
| Kırmızı ruj ve kırmızı oje
| Red lipstick and red nail polish
|
| İki çizgi, iki kadeh roze
| Two dashes, two glasses of rosé
|
| Bi' o yana, bi' bu yana kroşe
| Crochet this way, this way
|
| Önüm-arkam-sağım-solum sobe
| My front-back-right-left stove
|
| Kırmızı ruj ve kırmızı oje
| Red lipstick and red nail polish
|
| İki çizgi, iki kadeh roze
| Two dashes, two glasses of rosé
|
| Bi' o yana, bi' bu yana kroşe
| Crochet this way, this way
|
| Önüm-arkam-sağım-solum sobe | My front-back-right-left stove |