| Bir saat zaman, bir saat ağla
| One hour time, one hour cry
|
| Bir saat gülersen, bir saat daha var
| If you laugh for an hour, there is another hour
|
| Bir saat konuş'ca'z, bir saat falan
| We won't talk for an hour, an hour or so
|
| Bir saat gelicek, olmica’z bi' daha
| One hour will come, let's not be one more
|
| Bir kadeh daha, bir kadeh içsek
| Let's have another glass, one more glass
|
| Bir kadeh içersek, bir kadeh küs'cek
| If we drink a glass, a glass will be offended
|
| Bir kadeh kırıl’cak, bir kadeh şişem
| A glass will break, a glass of my bottle
|
| Bir kadeh masamda, bir kadeh yeter
| One glass at my table, one glass is enough
|
| Bir kalem verin, bir kalem gerek
| Give me a pen, I need a pen
|
| Bir kalem kırılmış, özlemek neden?
| A pen is broken, why miss?
|
| Bir kalem yazarsa, bir kalem siler
| If a pen writes, a pen erases
|
| Bir kalem elimde, yok beynimden geçen
| I have a pen in my hand, nothing crosses my mind
|
| Bir kağıt önümde, cümleler yetmez
| A paper is in front of me, sentences are not enough
|
| Bir kağıt içince, hüzünler biter
| When you drink a paper, the sadness ends
|
| Bir kağıt mektuptur, bir kağıt senet
| A paper is a letter, a paper is a deed
|
| Bir kağıt son güne, bir kağıt vasiyet
| A paper last day, a paper will
|
| Bir sevda talan, bir sevda bahar
| A love plundered, a love spring
|
| Bir sevda dermansa, bir sevda yaran
| If a love is a cure, a love is a cure
|
| Bir sevda parandır, bir sevda kumar
| A love is your money, a love is a gamble
|
| Bir sevda uykusuz, bir sevda serap
| A love is sleepless, a love is a mirage
|
| Bir gecen karanlık, bir gecen zanlı
| One night dark, one night suspect
|
| Bir gece ayrıldık, bir gecen kayıp
| One night we broke up, one night is missing
|
| Bir gecen olaysız, bir gecen kanlı
| One night without incident, one bloody night
|
| Bir gece vazgeçtik, olmu’cak sanıp
| We gave up one night, thinking it won't happen
|
| Bir rüya gibiydi, bir rüya sanki
| It was like a dream, like a dream
|
| Bir rüya demiştim, bu rüya hayin
| I said it's a dream, this is a dream
|
| Bir rüya kabustur, bir rüya hayli
| A dream is a nightmare, a dream is quite
|
| Bu kadar güzeldir bir rüya halin
| It's so beautiful, you're a dream state
|
| Bir dünya düşün, bir dünya ölüm
| Think of a world, a world of death
|
| Bir dünya dönmüş, bir dünya hüzün
| A world turned, a world of sadness
|
| Bir dünya gözümde, her kıta yüzün
| A world in my eyes, every continent your face
|
| Bir dünya kararttı, en kısa hüzün
| A world darkened, the shortest sadness
|
| Bir film sahnesi, bir film kader
| A movie scene, a movie destiny
|
| Bir film trajedi, bir film bohem
| A movie tragedy, a movie bohemian
|
| Bir film karanlık, hiç olmadığı kadar
| A movie is dark, like never before
|
| Bir film ağırdır, bir film roman
| A movie is heavy, a movie is a novel
|
| Bir dilim küfür, bir dilim özür
| A slice of swearing, a slice of apology
|
| Bir dilim dolaşmış, bir dilim kör
| One slice entangled, one slice blind
|
| Bir dilime dolanmış yeni bir hayat falan
| A new life wrapped in a slice or something.
|
| Yeni bi' yaşam yalan, bir gidip gör
| A new life is a lie, go and see
|
| Bir yanıp sön, bir yanım deniz
| One flash, one side of me is the sea
|
| Bak bi' yanım çöl, bir yanım buz kesmiş
| Look, part of me is desert, part of me is frozen
|
| Bi' yanım köz, bir yanım yalnızlık
| One side is embers, one side is loneliness
|
| Bi' yazı kış ettik, bu kasım dön
| We spent a summer, come back this November
|
| Bir çocuk masumdu, bir çocuk katil
| A child was innocent, a child was a murderer
|
| Bir çocuk kimsesiz, bir çocuk kirli
| A child is lonely, a child is dirty
|
| Bir çocuk mahkumdu, her kapı kitli
| A child was a prisoner, every door locked
|
| Bir çocuk öldürük, yaşlanır şimdi
| A child is dead, gets old now
|
| Bir çanta eşyaydı, bir çanta anı
| A bag was a thing, a bag was a moment
|
| Bir çanta şiir ve bir çanta kahır
| A bag of poetry and a bag of grief
|
| Bir çanta sırtımda, bir çanta yarın
| One bag on my back, one bag tomorrow
|
| Bir sabah sadece bi' çanta kaldı
| One morning only one bag left
|
| Bir rahat artık, bir rahat sesler
| One comfy now, one comfy sounds
|
| Bir rahat sokaklar, bir rahat ülkem
| One comfortable streets, one comfortable country
|
| Bir rahat dört duvar, bir rahat perdem
| One comfortable four walls, one comfortable curtain
|
| Bir rahat soframız kurulmuş yekten
| We have a comfortable table set
|
| Bu da benden bir veda havası
| This is also a farewell from me
|
| Soğuk bir yalanda ilkbahar kadarız
| We are like spring in a cold lie
|
| Bir veda hüzünlü, bir veda ağarır
| A farewell is sad, a farewell is dawning
|
| Bir veda kasveti üstüme bulaşır
| The gloom of a farewell washes over me
|
| Neyi suçlayıp bi' hayat yarat’ca’z?
| What do we blame and create a life?
|
| Kaybolmuş çoşkusu bir hayat kapımda
| A lost enthusiasm is at my door
|
| Bir hayat kan kusarak hep geçer sanıca’z
| We think that a life always passes by vomiting blood.
|
| Bir hayat kayıptır her türlü açıdan
| A life is lost in every way
|
| Rap Genius Türkiye | Rap Genius Turkey |