| «Hangi suyla hangi kiri temizleyeceğiz şimdi?»
| "What dirt are we going to clean with what water now?"
|
| Derken insanlar gökyüzüne açacaklar ellerini
| Then people will open their hands to the sky
|
| Kaçıncı söz gelişi söylenişin bana?
| What word did you say to me?
|
| İnan ben değilim seni böyle utandıran, dönmelisin
| Believe me, it's not me who embarrasses you like that, you should come back
|
| Bir şeylerin mücadelesi, bir tür militanlık gibi
| Struggle of things, like some kind of militancy
|
| Sonra ipi saldık gitti, insanız şimdi
| Then we let the rope go, we're human now
|
| Tehlikede hissettiğimiz çok güzelken «Pis» dediğimiz
| What we call "dirty" when it's so beautiful we feel in danger
|
| Sonra hissettiğimiz, pişmanlık kesin
| The regret we felt afterwards is certain
|
| Beni test edeceğiniz kulvar biraz farklı olsun
| Let the lane you test me be a little different
|
| Sokak koksun ah yok dostum uyuşturucu hapsedildi
| The street smells, oh no, my friend, drugs are imprisoned
|
| Asla pak değildik ancak sana kaç seyirlik şarkılar bıraktık
| We were never pure, but how many spectacle songs did we leave you?
|
| Resmen müzik değildi hiçbirisi
| None of it was official music
|
| Bu saatten sonra kapansa da olur şarkım
| Even if it closes after this time, my song
|
| Duvarlarda sözlerim bak: «Gazapizm sokaktır!»
| Look at my words on the walls: "Wrath is the street!"
|
| Benim yok hakkım, anlatmaktan vazgeçmeye
| I have no right to stop telling
|
| Bir misyon yüklenmişim kuruyacak bu bataklık
| I have undertaken a mission, this swamp will dry up
|
| Bir baharda görüşmezsek «Hoşça kalın!» | "Goodbye!" |
| denmeyecek ve koş Bakalım,
| won't try and run Let's see,
|
| düşmeyeceğiz borcum mu bitmeyecek hep
| we will not fall, will my debt always end
|
| Ödenecek hep ölenler olacak, hep gülen sen olmaz
| There will always be those who die to be paid, it's not always you smiling
|
| Yok direncin solacak rengin, tetikte kal’ca’z ancak sana kal’cak silah tutmak
| No, your resistance will fade, we'll stay alert, but you'll stay to hold a gun
|
| Bundan birkaç sene sonra
| a few years after that
|
| Zihnen çok yorgunum amca biraz şarap, biraz yara, biraz para
| I'm mentally exhausted uncle some wine, some wounds, some money
|
| Bolca ihanet etrafım, biraz yalan
| Lots of betrayal around me, some lies
|
| Hepten talan edilecek bak onca zaman inşaasını sürdüğün o geleceğin
| Look, the future you've been building all this time will be plundered
|
| Bir gün geleceğim
| One day I will come
|
| Çok huzurlu uyuyacağız biz geceleri, niceleri
| We will sleep very peacefully at night, many more
|
| Dert edinecek kendisine ve kimse anlamayacak bizi
| He will worry about himself and no one will understand us
|
| Tabutları zincirleyin yeryüzüne gerçek değil ölüm bana
| Chain coffins to earth not real death to me
|
| Ellerini titretecek içtiklerin
| What you drink will make your hands shake
|
| Suça fazla meyilliydik ancak istediğim bir yerde değildim abi
| We were too prone to crime, but I wasn't in a place I wanted bro
|
| Bir rüzgara bakar her şey şimdi
| Everything looks at a wind now
|
| Bakma öyle esrar çekip mayıştıklarına sanki bu mağripli çocuklar
| Don't look at them, it's as if these Moorish children are smoking marijuana
|
| Bir gün elbet yakacaklar Paris’i, daha iyisi, olmayacaktır Olduğundan aptal
| One day they will surely burn Paris, better still, it won't.
|
| değiliz, ama saplantılar gülümseyecek
| We are not, but obsessions will smile
|
| Şehvetle sen boğazlarken kendini, her biri
| With lust you strangle yourself, each
|
| İdam alır düşlerim, bir gece vakti ancak örgüt sayılmayacak asla her şeyden
| I dream of being executed, in a night time, but the organization will not be counted as anything.
|
| vazgeçenler
| those who give up
|
| Belki slogan, belki pankart olur bir gün ancak
| Maybe it will be a slogan, maybe a banner one day.
|
| İnanmayacak hiçbir kimse bu cümleye:
| No one will believe this sentence:
|
| «Bir gün her şey çok güzel olacak!» | "One day everything will be fine!" |