| Her şey arkada kaldı
| Everything is left behind
|
| Tüm güzel anlardan feragat aklım
| My mind renounces all good moments
|
| Bu pislik yanımda refakat kalır, kalır
| This scum stays with me, stays
|
| Yasaklı tanır yasaklı diğerini
| The forbidden recognizes the forbidden other
|
| Pasaklı diğerini kime gard alsın?
| Who should guard the other scumbag?
|
| Hiç kimse gülmemiş ama
| No one laughed though
|
| Hayat çok kanlı şakalar yapmış
| Life has made so many bloody jokes
|
| Dayan
| Hang on
|
| Yaşamak lazım, yine bir şeyler paçamda saklı
| I have to live, again something is hidden in my paw
|
| Bunu kim görmüş? | Who has seen this? |
| Anlam ve lezzeti önceden tattım
| I have tasted the meaning and taste before
|
| Yitirdim tılsımı, iştahım kaçtı
| I lost my talisman, I lost my appetite
|
| Kimisi zavallı rastlantı sandı
| Some thought it was a pathetic coincidence
|
| Azami miktarda çiçekler dağıttım
| I distributed the maximum amount of flowers
|
| Zahirî şarkılar kimlere kaldı
| Who left the Zahiri songs?
|
| Mahallemi bilip aşağılık sektörde tabuları yendim
| I know my neighborhood and beat taboos in the vile industry
|
| Aç gözlü şirketler davulları germiş
| Greedy companies got the drums up
|
| Bu İstanbul’a tahta bavulla mı geldim?
| Did I come to this Istanbul with a wooden suitcase?
|
| Kumandanım değil hiç kimse
| No one but my commander
|
| Önce şu bacağı bi' indir
| Take that leg down first
|
| Ne içip yediysem komşuma da verdim
| Whatever I drank and ate, I gave it to my neighbor
|
| Nankörlük bugün bu koğuşa da girdi
| Ingratitude also entered this ward today
|
| Ama konuşamaz şimdi
| But he can't talk now
|
| İki sene öncesi karnımda parazit
| Parasite in my stomach two years ago
|
| Kafamı bi' kaldırdım peşimde magazin
| I raised my head a 'magazine after me
|
| Beynimde tolerans, tolerans dopamin
| Tolerance, tolerance dopamine in my brain
|
| Her şeyin totali
| total of everything
|
| Bir sabah güneş yok kime göre var ki?
| There is no sun in a morning, according to whom?
|
| Bir gece bütün şu yıldızlar kayar
| One night all those stars are falling
|
| Kimin için vazgeç kimin için dayan?
| Give up for whom?
|
| Bir gün düştüm
| one day i fell
|
| Yüküm öyküm
| my burden story
|
| Kasvet, şöhret
| Gloom, fame
|
| Madde, polis
| matter, police
|
| Şehvet, nefret
| lust, hate
|
| Kanser geçer
| Cancer passes
|
| Dayan (Hayat)
| Hold on (Life)
|
| Dayan (Hayat)
| Hold on (Life)
|
| Dayan (Hayat)
| Hold on (Life)
|
| Dayan (Dayan)
| hold on (hold on)
|
| Bir gün düştüm
| one day i fell
|
| Yüküm öyküm
| my burden story
|
| Kasvet, şöhret
| Gloom, fame
|
| Madde, polis
| matter, police
|
| Şehvet, nefret
| lust, hate
|
| Kanser geçer
| Cancer passes
|
| Dayan (Hayat)
| Hold on (Life)
|
| Dayan (Hayat)
| Hold on (Life)
|
| Dayan (Hayat)
| Hold on (Life)
|
| Dayan (Dayan)
| hold on (hold on)
|
| (Kimin için vazgeç kimin için dayan?)
| (Give up for whom?
|
| (Bir sabah güneş yok kime göre var ki?)
| (There is no sun in a morning, according to whom?)
|
| Biraz dur geri
| hold back a little
|
| Savaş uzakta değil
| war is not far
|
| Bana zamansız belir
| appear to me timeless
|
| Ama asılsız değil
| But not unfounded
|
| Hava karanlık gri
| air dark gray
|
| Kimse kararsız değil
| No one is undecided
|
| Ama kusarken zehri ben dedim ki kendime
| But while I was vomiting, I said to myself
|
| «Amansız değil bu, dayan»
| "It's not cruel, hold on"
|
| Ellerim bırak, gaflet bir anda kasetlerim yakar
| Let go of my hands, heedlessness suddenly burns my tapes
|
| Bir kesim duvarına posterimi asar
| Hangs my poster on a cut wall
|
| Asılsız ihbarla konserimi basarken polis
| While the police raided my concert with a false report
|
| Panzehir zaman, inan ki çevremde az değil yalan
| The antidote is time, believe me not a few lies around me
|
| Kıçını yırtsan da hazinemiz maraz
| Even if you tear your ass, our treasure is disease
|
| Deryada bi' damla vazifeniz vefa
| A drop in the sea, your duty is fidelity
|
| Ödülleri toplar, bu kara çocuklar, ödün neden kopar?
| It collects the rewards, these black children, why does the compromise break?
|
| Çamurlu ayakkabım, kırmızı halılar
| My muddy shoes, red carpets
|
| Basıcam tabii ki, aşk olsun
| I will of course, get love
|
| Velev ki bi' dönem düşüp kayboldum
| Even though I fell and disappeared for a while
|
| Unuttu birileri insan olduğumu
| Someone forgot that I am human
|
| Namluyu yalnızca kendime doğrulttum
| I just pointed the muzzle at myself
|
| Basının bende özgür olacağı tuttu
| I held that the press would be free in me
|
| Yeryüzünde şimdi yabancı biri
| A stranger on earth now
|
| Yararlı değilse de zararlı değil
| Even if it is not useful, it is not harmful
|
| İnan çocuk bana yalandan değil
| Believe me boy it's not a lie
|
| Bu yorgunluk üstümde zamansız tabii ki, dayan
| This tiredness is timeless on me, of course, hold on
|
| Bakıp geçmişe dayan
| Look back to the past
|
| Bakıp geçmişe dayan
| Look back to the past
|
| Bakıp geçmişe dayan
| Look back to the past
|
| Dayan
| Hang on
|
| Bir gün düştüm
| one day i fell
|
| Yüküm öyküm
| my burden story
|
| Kasvet, şöhret
| Gloom, fame
|
| Madde, polis
| matter, police
|
| Şehvet, nefret
| lust, hate
|
| Kanser geçer
| Cancer passes
|
| Dayan (Hayat)
| Hold on (Life)
|
| Dayan (Hayat)
| Hold on (Life)
|
| Dayan (Hayat)
| Hold on (Life)
|
| Dayan (Dayan)
| hold on (hold on)
|
| Bir gün düştüm
| one day i fell
|
| Yüküm öyküm
| my burden story
|
| Kasvet, şöhret
| Gloom, fame
|
| Madde, polis
| matter, police
|
| Şehvet, nefret
| lust, hate
|
| Kanser geçer
| Cancer passes
|
| Dayan (Hayat)
| Hold on (Life)
|
| Dayan (Hayat)
| Hold on (Life)
|
| Dayan (Hayat)
| Hold on (Life)
|
| Dayan (Dayan)
| hold on (hold on)
|
| Dedim ki kendime «Amansız değil bu, dayan»
| I said to myself «This is not cruel, hold on»
|
| Deryada bi' damla vazifeniz vefa | A drop in the sea, your duty is fidelity |