| Cennetin nüfusu arttı Ceren’e cereme kaldı
| The population of heaven has increased Ceren has suffered
|
| Siyah kanı da attı, melek canımı yaktı
| Black blood also threw, the angel hurt me
|
| Tüp gaz açık kalsın (bırak) ölüm DNA dağıttı
| Keep the gas bottle open (let it go) death dispersed DNA
|
| Süreç yıkıntı, kalp kırıldı
| Process ruined, heart broken
|
| Sen yıkandın, ben kucakladım
| You washed, I embraced
|
| Fiş çekildi, bırakın beni ayıplasın
| Unplugged, let it blame me
|
| Duâ kıpırdasın
| Pray you move
|
| Dudaklarımda gün dağılsın
| Let the day break on my lips
|
| Düşlerimde duaklısın
| You are praying in my dreams
|
| Yedi buçukta haklısın
| You're right at half past seven
|
| Bugün yerime birisi baksın
| Someone take my place today
|
| İflastayım omuriliğimi bağışladım, arterlerim de ak bugün
| I'm bankrupt, I donated my spinal cord, my arteries are white today
|
| Sebebi ölümün cinayet
| Cause of death is murder
|
| Düşünmüştüm hep bu safta güneş utançlı yüzünü saklamakta (ah)
| I've always thought that the sun is hiding its shameful face (ah)
|
| Murafaa kapımda, astım civarda
| Murafaa is at my door, my asthma is around
|
| Çok bitikanlanmış meğer salıvermış kendini yola
| It turned out that he was very exhausted and released himself to the road.
|
| Seyahatlerim azaldı, yemek borusu ağız arası
| My travels have decreased, the esophagus is between the mouth
|
| Eksiğimin fazlası aşağı kaydı
| Too much of my shortfall has gone down
|
| Karın sancılarım arttı
| My stomach pains have increased
|
| Berhudar ol evladım
| Be blessed, my son
|
| Berrak akşamımda berbatım ben
| I'm a mess in my clear evening
|
| the night
| the night
|
| Sun don’t shine
| Sun don't shine
|
| I hate when it’s dark
| I hate when it's dark
|
| Ruh tabi teste
| soul to test
|
| Sesi kes preste
| shut up press
|
| Tahriş oldu kalp kafeste
| Irritated heart in cage
|
| Sesler hep mi diyezde?
| Are the sounds always sharp?
|
| Bir nefes kodeste
| One breath in jail
|
| Her bir nesne tek bi' deste
| Each object is a single deck
|
| Yaşayan kimse yok küçük kadın, ne de bi' pencere!
| There is no one living, little woman, nor a window!
|
| Ruhsatsız bir iltifat, kalitesizce hakikat
| An unlicensed compliment, a sleazy truth
|
| Düzeni kurulu düzensiz bi' ittifak
| An irregular alliance with a well-established order
|
| Takılı kalırım kum misali her tuzak
| I'm stuck like sand in every trap
|
| Çok mu kabahat?
| Is it a big mistake?
|
| Rengim atarak ağlamaktan ağacı kafama yıktı her sürat
| Every sprint destroyed the tree on my head from crying out my color
|
| Saman yaprak dökümü ötürü arzu kalbe gömülü kaldı, metropol bu yeryüzü
| Desire remained buried in the heart because of the straw leaf fall, metropolis this earth
|
| Cuma sanık ufuk açık
| Friday the horizon is open
|
| Gez, göz, arpacık, evet benim kafam kaçık
| Sight, eye, sty, yeah I'm crazy
|
| Gözünü kapadı, kalbi yaralı duâlarım mihrapa çik | He closed his eyes, my heart-wounded prayers go to the altar |