| Ay… bazı şeyleri silersen
| Ay... if you delete some things
|
| Onunla silinir bazı şeyler, bazı şeyler
| Some things get erased with it, some things
|
| Bırak saatler oyalansınlar (bırak, bırak, bırak)
| Let the hours linger (drop, drop, drop)
|
| Sırtına duvar arar insanlar ki yaslansınlar
| People look for a wall so that they can lean
|
| Çoğumuz aslen deli ve dünya deliler hastanesi
| Most of us are originally insane and the world insane hospital
|
| Hastaların doktarları hastaların kendisi
| Doctors of patients themselves
|
| Ben Sago
| Ben Sago
|
| Yunus’un deli efendisi
| Jonah's mad lord
|
| Beni kanarken görmek iştah açıyor zorbalarda
| Seeing me bleed makes tyrants hungry
|
| Vicdan hükümsüz kara mambaların toprağında
| Conscience is in the land of void black mambas
|
| Tek başınalık yolcusu meçhul duraklarında
| Lonely traveler at unknown stops
|
| Beni unuttuğun yerdeyim aynen beni bıraktığında
| I'm where you forgot me just when you left me
|
| Arenasında kör savaşçı, karşısında insan etinden aş yapan
| Blind warrior in his arena, who cooks human flesh in front of him
|
| Ve kaş yaparken göz çıkaran bir deste etobur aşçı
| And a bunch of carnivorous cooks who make eyebrows
|
| Bak bakayım dediklerim diyemediğinle aynı mı?
| Look, is it the same as what you can't say?
|
| «Benden güzel var mı?"dediğin beni gösteren ayna mı?
| "Is there anyone prettier than me?" Is it the mirror that shows me?
|
| Olan var mı itirazı?
| Is there any objection?
|
| Eritmeliyim evet beni donduran o buzları
| I have to melt that ice that freezes me, yes
|
| O buzları eritecek tek şey gözyaşımın tuzları
| The only thing that will melt that ice is the salt of my tears
|
| İki kaşık gerçeklik, bir kepçe yalan
| Two scoops of truth, one scoop of lies
|
| Kendini kandır insan
| fool yourself man
|
| Uyarı olmak için yeter mi lisan?
| Is your language enough to be a warning?
|
| Sen ve içinde güneş olmayan bir haziran
| You and a June without the sun
|
| Bu şaka değil ve tarih değil 1 nisan
| This is not a joke and it is not the date April 1st
|
| Görmek istemediklerini gören gözler
| Eyes that see what they don't want to see
|
| Duymak istemediklerini duyan kulaklara ağır sözler
| Heavy words to the ears that hear what they don't want to hear
|
| Varlar ve hala yaşarlar bende
| They exist and still live in me
|
| İstemediği sonlara katlananlar var
| There are those who endure the ends they don't want
|
| Bilmediği başlangıca hazır olmayanlar
| Those who are not ready for the beginning they do not know
|
| Silinmeyen, kalan, yıkıcı hatıralar
| Indelible, lingering, destructive memories
|
| Varlar, yaşarlar bende
| They exist, they live in me
|
| Çok bakmışım, az görmüşüm
| I've seen a lot, I've seen a little
|
| Çok bakmışım, az görmüşüm
| I've seen a lot, I've seen a little
|
| Çok bakmışım, az görmüşüm
| I've seen a lot, I've seen a little
|
| Çok bakmışım, az görmüşüm
| I've seen a lot, I've seen a little
|
| Kulaklarını dudaklarımdan dökülenlerden çek!
| Get your ears off what comes out of my lips!
|
| Günlerini haftalarımdan arındır
| Free your days from my weeks
|
| Dün bitti, hedef yarındır
| Yesterday is over, the goal is tomorrow
|
| Önüne çıkan öfkemin sopası kalındır
| The stick of my anger that comes before you is thick
|
| Anlamak akıllının, kanmaksa safındır
| To understand is wise, to be deceived is naive
|
| Safları sıklaştır
| Tighten the ranks
|
| Anla gürültülü bir gerçeğim, sır gibi içime sinmedim
| Understand I'm a noisy truth, I'm not inside like a secret
|
| Ve onlara söyle henüz bir yere gitmedim
| And tell them I haven't gone anywhere yet
|
| Sarıldım bana defalarca, dedim «-Üzülme!
| Hugged me many times, I said "-Don't be sad!
|
| Sürmez dakikalarca ama unutma silinemez yıllarca.
| It doesn't last for minutes, but remember, it cannot be erased for years.
|
| Sakin ol, rahatla.»
| Calm down, relax.”
|
| Saldırganlığımı serbest bıraktım
| I unleashed my aggression
|
| Hipopotam çamur sıçratmaya başladı
| Hippopotamus started splashing mud
|
| Çekil önümden, önüne bak!
| Get out of my way, look ahead!
|
| Şakam yok söyledim baştan
| I'm not kidding, I said it from the start
|
| Kalbim sanki şu an kırılmaz bir taştan
| My heart is like an unbreakable stone right now
|
| Denedim inan, elimden geleni ardıma koymadım
| I tried, believe me, I didn't try my best
|
| Yine de olmadı
| Still, it didn't happen
|
| Gül solmaktan yılmadı
| The rose did not dare to wither
|
| Ben sulamaktan o batmaktan bıkmadı
| I did not get tired of watering and sinking
|
| Ben kanamaktan bıkmadım
| I'm not tired of bleeding
|
| O kanatmaktan caymadı
| He didn't stop bleeding
|
| Vakit kalmadı
| There's no time left
|
| Görmek istemediklerini gören gözler
| Eyes that see what they don't want to see
|
| Duymak istemediklerini duyan kulaklara ağır sözler
| Heavy words to the ears that hear what they don't want to hear
|
| Varlar ve hala yaşarlar bende
| They exist and still live in me
|
| İstemediği sonlara katlananlar var
| There are those who endure the ends they don't want
|
| Bilmediği başlangıca hazır olmayanlar
| Those who are not ready for the beginning they do not know
|
| Silinmeyen, kalan, yıkıcı hatıralar
| Indelible, lingering, destructive memories
|
| Varlar, yaşarlar bende
| They exist, they live in me
|
| Çok bakmışım, az görmüşüm
| I've seen a lot, I've seen a little
|
| Çok bakmışım, az görmüşüm
| I've seen a lot, I've seen a little
|
| Çok bakmışım, az görmüşüm
| I've seen a lot, I've seen a little
|
| Çok bakmışım, az görmüşüm | I've seen a lot, I've seen a little |