| Cihanda kaybolan yıllarım ve içine düştüğüm feci günahlarım, sakladığım
| My lost years in the world and my terrible sins that I have fallen into,
|
| sevaplarımla yaşadım
| I lived with my merits
|
| Faciaların bedelleriyle ağladım, ben anladım
| I cried at the cost of disasters, I understood
|
| «Karikatür komedya» koydum adını buranın
| I named it "cartoon comedy"
|
| Deneyiminle deneye bir denek misin Sago?
| Are you a test subject with your experience, Sago?
|
| Gırtlağın da halata bağlı sen binek misin Sago?
| Your throat is tied to a rope, are you a mount, Sago?
|
| Rüzgârın hızıyla savrulur sözün elaleme
| Your word is blown with the speed of the wind
|
| Onların şamarlarında ezilen bir sinek misin Sago?
| Are you a fly crushed by their whipping, Sago?
|
| Rap dölüyle üreyen her satır karamsarhanenin dili
| Every line reproduced by rap seed is the language of pessimism
|
| Sagopa yaşlı bir çocuktu zaten yıllar öncesi
| Sagopa was an old boy already years ago
|
| Aknelerime dokunamazdım, kan gölü olurdu suratım
| I couldn't touch my acne, my face would be a bloodbath
|
| Lisede aynadan kaçardım, yorgan altı ağlardım
| In high school I would avoid the mirror, cry under the duvet
|
| Ben parayla geç tanıştım, çok güzeldi, aşık olamadım
| I met money late, it was beautiful, I couldn't fall in love
|
| Yine de vardı kalbini çaldığı dostlarım
| Still, there were my friends whose heart he stole
|
| Ben onunla «merhaba» sohbetinde kaldım
| I stayed in a "hello" chat with him
|
| Yüz göz olamadım, aldattığı dostlarımla merhabalaşırım
| I couldn't be a hundred eyes, I say hello to my cheated friends
|
| Yağmalanmış her taraf ve hibe olmuş bertaraf
| Every party looted and donated disposal
|
| Kadim bedenler işgüzar seçil ve seç civarlarında tek mi kaldı Kajmeran?
| Is Kajmeran alone among the ancient bodies, choose meddlesomely and choose?
|
| Dudaklarımda bal yok
| I don't have honey on my lips
|
| Oysa tek dilekti mutluluk
| But the only wish is happiness
|
| Yeah
| yeah
|
| Sönen mumun emanetiydi gözüme sanki karanlık
| It was as if darkness was a gift from the extinguished candle.
|
| Dönen şu dünya sanki taş ve biz içinde çorbalık
| This spinning world is like a stone and we are soup in it
|
| Katıksız iyiyi bulana dek mi sürecek tek devamlılık?
| The only continuity until we find the pure good?
|
| Beddua, kötüyü servis edene sordum. | Curse, I asked the one who served the bad one. |
| Biz doğarken dargındık
| We were angry when we were born
|
| Hoş seda duyun, sabah bir martı uçurun gökyüzünden
| Hear a pleasant voice, fly a seagull from the sky in the morning
|
| Hediye edilen günlerinde bir duacı ol
| Be a prayer in your gift days
|
| Uluya anlaşılmadan kapanmasın
| Don't let the nation close without being understood.
|
| O gözlerin sulanmasın
| Don't let your eyes water
|
| Darbeler yesen de yüreğine, affetmek en asil intikam
| Even if you take blows to your heart, forgiveness is the most noble revenge
|
| Varsa bir duvar dayan, yoksa bir duvar yarat
| Build a wall if you have it, otherwise create a wall
|
| Karanlık olduğunda mumdan bir güneş yarat
| Create a candle sun when it's dark
|
| Kanatların kırılmasın, umutların nicesi 24 karat
| Don't let your wings be broken, many hopes are 24 karat
|
| Belki talamam anla manzaran tedavi acizi
| Maybe I can't understand, your view is incapable of treatment
|
| Ya belki kalan o bir tutam ümit tebessümünde yaralı, kim bilir? | Or maybe that little bit of hope is wounded in his smile, who knows? |
| Sersefilse
| if he is miserable
|
| duygular, ömrün yarısı yalpalar
| emotions, half a life wobble
|
| Zamanda doğar o anlar ya da bir anda yok olurlar
| They are born in time or they disappear in an instant.
|
| Kalleş olsa dahi bir an için o yadigâr dostlar
| Even if they are treacherous, for a moment those heirloom friends
|
| Etme ses ve affet, bir gülücük haşlar
| Don't make a sound and forgive, it'll bring a smile
|
| Gözlerinde damla yaş var
| There are tears in your eyes
|
| Bir hüsran aldı can hicranla kanar
| It took a disappointment, life bleeds with embarrassment
|
| Yeah
| yeah
|
| Bu dünyada tek başına bir erkek, bir hiçtir
| A man alone in this world is nothing
|
| Ve bu dünyadan başka dünya yok
| And there is no other world than this world
|
| Başka bi' dünya gördüm
| I saw another world
|
| Bazen onu hayal sandım, ama olsun
| Sometimes I thought it was a dream, but oh well
|
| Göremeyeceğim şeyleri görmüşsün | You've seen things I can't see |