| Çocuksu korkuları senle bastırdım
| I suppressed childish fears with you
|
| Yanında sofra kurdum, kaşık salladım
| I set the table next to you, I shook the spoon
|
| Kana kana içtim seni Ağustos'ta
| I drank you to the blood in August
|
| Rakımda buz oldun, şişemde buğu
| You're ice at altitude, mist in my bottle
|
| Karanlık sokakları sahipsiz mezarları
| dark streets unclaimed graves
|
| Seninle geçtim, sensiz bir hiçtim
| I passed with you, without you I was nothing
|
| Üşüdüm sobamda, senle kavruldum
| I'm cold in my stove, roasted with you
|
| Acıktım, aşımı senle pişirdim
| I'm hungry, I cooked the pan with you
|
| Elektrik, elektrik
| electricity, electricity
|
| Bir acayip şoktayım, yüreğim bitik
| I'm in a strange shock, my heart is broken
|
| Elektrik, elektrik
| electricity, electricity
|
| Yay gibi gerilmişim, sigortam atık
| I'm stretched like a spring, my fuse is waste
|
| Geçit vermez dağları seninle aştım
| I crossed impassable mountains with you
|
| Uzaktaki dostlara senle ulaştım
| I reached friends far away with you
|
| «Tak fişi, bitir işi.» | "Plug the plug, finish the job." |
| dedikleri bu
| this is what they said
|
| Hep rahat yaşamaya senle alıştım
| I've always gotten used to living comfortably with you
|
| Şimdi loş odalarda tutsağın oldum
| Now I'm your prisoner in dim rooms
|
| Yasal koridorlarda damgalı puldum
| Stamped stamped in legal aisles
|
| El kelepçe, kol kırık, gönül çaresiz
| Handcuffed, arm broken, heart helpless
|
| Her bir dokunuşunda titredim durdum
| I trembled with every single touch
|
| Elektrik, elektrik
| electricity, electricity
|
| Bir acayip şoktayım, yüreğim bitik
| I'm in a strange shock, my heart is broken
|
| Elektrik, elektrik
| electricity, electricity
|
| Yay gibi gerilmişim, sigortam atık | I'm stretched like a spring, my fuse is waste |