| Neyin ne olduğunu izah etme bana
| Don't explain to me what's what
|
| Senin medeniyetin savaş, yalan, siyaset ve para
| Your civilization is war, lies, politics and money
|
| Derdin hilafet ve saray, gücün cinayet ve yara
| Your trouble is the caliphate and the palace, your power is murder and wounds.
|
| Suçun firar etmek tecavüzden silahı çek ve kapat konuyu
| Escaping the crime, pull the gun from rape and close the issue
|
| Bir daha seçme taraf, bul bir rezalet nemalan
| Don't choose again, find a disgrace
|
| Döner verasetle paran, peki adalet ne kadar burada?
| Revolving inheritance and your money, but how long is justice here?
|
| Üstümdeki hakkın buysa helal etme bana
| If that's your right on me, don't let me know
|
| Senin vebalinde bunca gönül esaretle kanar
| In your plague, so many hearts bleed with captivity
|
| Hepsi ölmek için hazır karar verilmiş sonuçta
| They're all ready to die, it's been decided after all
|
| Hepsi sevinmiş çocukça, bırak gereksiz konuşma
| All overjoyed childish, stop talking nonsense
|
| Ölen çocuklar ve yerle bir edilmiş konutlar
| Deceased children and razed dwellings
|
| Ezip geçilmiş hudutlar, izle delir mutluluktan
| Borders crushed, watch crazy with happiness
|
| Nesil ezberliyor savaşları derin bir solukla
| Generation memorizes wars with a deep breath
|
| Hepsi savaşa hazırlanıyor böyle delik bir gocukla
| They're all getting ready for war with such a holey coat
|
| Onlar anlamıyor biz de böyle delirdik sonunda
| They don't understand, so we went crazy like this in the end
|
| Artık uyanmak zorunda bütün ezilmiş çocuklar
| Now all the oppressed children have to wake up
|
| Bur’da biter savaş, bur’da açar sabah, bur’da doğar karanlıktan kaçanlar
| The war ends in Bur, the morning starts in Bur, those who flee from the darkness are born in Bur
|
| Or’da donar zaman, or’da dolar kafan, or’da ölür zamansız savaşanlar
| Time freezes in Or, your head fills up in Or, those who fight untimely die in Or
|
| Hep bi' dikte etme çabası, «öyledir, böyledir»
| Always a dictation effort, "it is, it is"
|
| Sana yıllar önce ne ol’cağını söyledik, görmedin
| We told you what would happen years ago, you didn't see
|
| Şimdi savaş kapıda, silahı kapıp öğrenin ölmeyi
| Now war is at hand, grab the gun and learn to die
|
| Kafayı çöllere gömmeyi, halkı bölmeyi, sövmeyi
| To bury the head in the desert, to divide the people, to curse
|
| Dedik «yapmayın etmeyin», geriye dönmedi kör beyin hain
| We said "don't do it", he didn't come back blind brain traitor
|
| (Hayır!) savaşların galibi yok en basit örneği Tarih
| (No!) wars have no winner, the simplest example is History
|
| Öldürmeyin, ölmeyin bu adet değil örf değil ki
| Don't kill, don't die, it's not custom, it's not custom
|
| Lanetleyin savaşı, bu dev felaketi önleyin
| Curse the war, prevent this colossal disaster
|
| Bir akılsızın piyon olarak ellerinde gençlik
| Youth in their hands as a fool's pawn
|
| Ve diyorlar ki; | And they say; |
| «biz bu yolu o emredince seçtik»
| «we chose this path when he ordered it»
|
| Hayır emir kulu olma paşam, canın bir nöbetlik
| No, don't be a servant, my pasha, your life is a watch.
|
| Onlar vuracak seni tam arkandan yapıp bir döneklik
| They're going to shoot you right from behind and make a defection
|
| Daha doğmamışken felek çemberinden geçtik
| We passed through the circle of destiny before we were even born
|
| Ve yaşamak için bu dünyanın dertlerinden seçtik
| And we chose from the troubles of this world to live
|
| Artık ayırmayın inanç veya etnik
| Don't discriminate anymore creed or ethnicity
|
| Hepsi aynı çileyi çekti ve hepsinin dileği tekti: özgür olmak
| They all suffered the same ordeal, and they all had one wish: to be free
|
| Çocuğunuz öldürülse eğer bir gün
| If your child is killed one day
|
| Anlarsınız tek bir canlı bin ülkeden değerlidir
| You see, a single creature is worth a thousand countries.
|
| Kurtulun tabulardan ve insana değer verin
| Get rid of taboos and value people
|
| Ağlatıp bıraktınız mutluluk bekleyenleri
| You left those who were waiting for happiness by crying
|
| Ayırmayın insanları, çıkartın cübbeleri
| Don't separate people, take off their robes
|
| Kaldırın rütbeleri, son bir kaç yüz senedir beraberiz
| Lift the ranks, we've been together for the last few hundred years
|
| Ben insanım; | I'm human; |
| Türk'te benim, Kürt'te benim
| Turkish is mine, Kurdish is mine
|
| Bahar benim, güzde benim, katlederek üzme beni
| Spring is mine, autumn is mine, don't make me sad by killing me
|
| Susturursan üstelerim, silahı var bu yüzden
| If you shut up, I'm on top, he's got a gun that's why
|
| Emin o kendinden, o kendini bilmiyor ki öğretelim
| I am sure that he does not know himself so that we can teach
|
| İlkokulda aşıladığınız gelecek kaygısıyla robota çevirdiniz bizi
| You turned us into robots with the anxiety you instilled in primary school.
|
| Şimdi hangi fikre yön verelim?
| What idea should we give now?
|
| Gelip geçer sönmelerim, unutma ki koca Dünya
| My fading away, don't forget that Big World
|
| Hiçe saydı sevapları, günahları, tövbeleri
| He ignored the good deeds, sins and repentance
|
| Koca dağlar devrilirken fosilleşti gövdeleri
| Their bodies became fossilized as huge mountains fell.
|
| Benle gelin, bir olunca ne ol’cağını gösterelim | Come with me, let's show what happens when we become one |