| &İndirime girmi&şe&şyalar kadar sezonluk
| &as seasonal as discounted&stuff &things
|
| &İklime bağl&ıindirgenmi&şcezalar kadar suçlu, bir o kadar
| &Climate-related&reduced&criminal as punishments, just as much
|
| Güçlüyüm &şimdi.
| I am strong & now.
|
| &Şimdi bu, dünse…
| &Now if this is yesterday…
|
| A&şk dedi bir gün birisi
| Someone said love one day
|
| Bo&şbulundum
| i was free
|
| Yine omzumdan burkuldum.
| I sprained my shoulder again.
|
| Bak&ı&şt&ık, tan&ı&şt&ık
| look & see, meet & meet
|
| Yatt&ık daha ilk gece
| The first night we slept
|
| Namussuzluk ettik.
| We dishonored.
|
| Yetemedik.
| We couldn't get enough.
|
| Ağlad&ık olmad&ı
| we didn't cry
|
| Güne dönmeye çal&ı&şt&ık, olmad&ı.
| We tried to go back to the day, it didn't work.
|
| Gitti.
| Gone.
|
| Kara bir tren gibi sessizce terkettik yine ayn&ıgar&ı
| We left silently like a black train, still the same
|
| Mutluluk fonda kald&ı.
| Happiness remained in the background.
|
| Karl&ı, meteorlu, korkulu bir dekor yaratt&ık,
| We created a snowy, meteoric, scary decor,
|
| Yok.
| No.
|
| Saat fark&ım&ız çok.
| Our time difference is very big.
|
| Umduğumdan daha da çok, çok
| Much, much more than I expected
|
| Oras&ıIstanbul'a uzak kald&ı
| He stayed away from there & ıstanbul.
|
| Gerçi Istanbul’da kozmopolit, depresif, ya&şama sevinçli
| Although cosmopolitan, depressed, joyful to live in Istanbul
|
| Yorgun ve tarih sahibi
| Tired and dated
|
| Ama yetmedi
| But it wasn't enough
|
| Burda kalmas&ına yetmedi istanbul
| Istanbul was not enough for her to stay here
|
| &İstanbul ilk defa mağlup ayr&ıld&ıkendi s&ın&ırlar&ında a&şktan
| &Istanbul fell out of love in their homeland when they were defeated for the first time
|
| A&şk &şehri Paris’mi&ş
| Is Paris the city of love?
|
| Bir kez daha kan&ıtland&ı
| Proven once again
|
| O &ırak diyarlara çok büyük büyükelçi
| He is the great ambassador to the lands of Iraq.
|
| Tahlillere büyük cevher
| Large ore to the assays
|
| Ast&ığ&ıast&ık, kestiği kestik, dediği dedik bask&ın kad&ın
| Subordinate
|
| Ayr&ıl&ığa ağlard&ın, peki n’oldu?
| You were crying for separation, so what happened?
|
| Ben &ırak diyarlara büyük idealist
| I & the great idealist to faraway lands
|
| Tahminlere büyük mücevher
| Great gem to predictions
|
| Yand&ığ&ıyand&ık, kestiği kestik, dediği dedik gurur adam.
| We said we got burned, we cut what he cut, we said what he said, proud man.
|
| Ayr&ıkald&ık, ayr&ıl&ık ald&ık, ayr&ıl&ık verdik
| We broke up, we broke up, we broke up
|
| Apayr&ıiki insand&ık
| Separately, we are two people
|
| Apaç&ık ortada kald&ık.
| We were left in the obvious middle.
|
| Ben hiçbir&şeyi bilemez oldum
| I've been unable to know anything
|
| Aramak ister arayamaz oldum
| I wanted to call, I couldn't call
|
| A&şktan ölür, midesi kaz&ın&ır
| He dies of love, his stomach digs
|
| Dilim ekmeğe özsuyunu kurutur oldum
| I've been drying the juice on my slice of bread
|
| O, belli ki verdiği karar&ın arkas&ında durmay&ıbilen
| He is obviously the one who can stand behind his decision.
|
| O, belki zorlanan ama iyi bilen
| He may be forced but know well
|
| Ama neyi bilen
| But what do you know
|
| Bo&şa sevi&ştik, bo&şa sava&şt&ık, bo&şa kürek çektik
| We made love in vain, we fought in vain, we rowed in vain
|
| Yan&ıld&ık, yine yan&ıld&ık
| We've been wrong, we've been wrong again
|
| Çoku bölü&ştük, yoka dönü&ştük
| We split too much, we turned to nothing
|
| Ayr&ıld&ık daha ilk gece.
| The very first night we broke up.
|
| Elimize ne geçti?
| What did we get?
|
| Monalisa’n&ın üzgün taraf&ı.
| The sad side of Monalisa.
|
| Elimize ne geçti?
| What did we get?
|
| Monalisa’n&ın mutlu taraf&ı.
| Happy side of Monalisa.
|
| Peki elimize ne geçti?
| So what did we get?
|
| Ağlarken gülmeyi becerebilen bir palyalço maskesi
| A clown mask that can laugh while crying
|
| Peki elimize ne geçti?
| So what did we get?
|
| K&ır&ık dökük an&ılar
| broken memories
|
| Van Gogh sar&ıçiçeklerini bize çizmemi&şki…
| Why did Van Gogh draw his yellows and flowers for us?
|
| Elimize ne geçti?
| What did we get?
|
| Elimize sadece yok geçti
| We just got lost
|
| Öyle büyük ki ağr&ım
| So big it hurts
|
| Horon tepseler ağl&ıyorum
| Horon trays, I'm crying
|
| &İnan ki elimi kolumu zincirledin
| &Believe that you chained my hand
|
| &İnan ki sustuklar&ım&ısen izin vermedin diye
| &Believe me
|
| Boğaz&ımda cümleledim
| I phrased it in my throat
|
| Art&ık telefon beklemiyorum
| I'm not waiting for a phone anymore
|
| Art&ık telefon etmiyorum, çünkübiz art&ık olduk
| I don't call anymore, because now we are
|
| Tabakta kald&ık günah olduk
| We remained on the plate and became a sin
|
| Yaz&ık olduk
| we've been summer
|
| Biz senle, biz senle iki ayr&ıolduk.
| We were separated with you, we were separated with you.
|
| Ben sana susacak kadar
| Until I'm silent for you
|
| Ben sana susayacak kadar
| Until I'm thirsty for you
|
| Ben seni beni susturacak kadar sevdim
| I loved you enough to shut me up
|
| Öyle büyük ceza ki bu,
| It is such a great punishment that
|
| &İkimize iyiliğimiz için kestiğin
| & you cut us both for our own good
|
| Art&ık Afrikadakiler ya&şar
| Now those in Africa live and live
|
| biz ölürüz.
| we die
|
| Evvel zaman içinde
| Once upon a time
|
| Kalbur zaman içinde
| Griddle in time
|
| Yalan bir a&şk ya&şarm&ı&ş
| Lie and love
|
| Boğaziçinde | Bosphorus |