| Öyle şeyler söyleyebilmek isterdim ki anlatabilmek
| I wish I could say such things
|
| Her kelimesi seni çeksin saklasın bir yerlerde; | Let every word attract you and hide it somewhere; |
| derin
| deep
|
| Öyle şeyler gösterebilmek isterdim ki resmedebilmek
| I wish I could show such things that I could paint
|
| Rüzgar olmak isterdim ki eseyim etrafında; | I would like to be the wind so that I can blow around; |
| serin
| cool
|
| Bu bir rüya bu bir dua
| This is a dream this is a prayer
|
| Ne dersen de, öyle olsun
| Whatever you say, so be it
|
| Rüzgara karşı uçmaya çalıştım
| I tried to fly against the wind
|
| Gözlerim kapalı seni aradım, seni aradım
| I searched for you with my eyes closed, I searched for you
|
| Körebe oynar gibi
| like playing blind
|
| El yordamıyla, sezgiyle
| gropingly, intuitively
|
| Çocukken sahip olduğum kırmızı rugan ayakkabılar
| Red patent leather shoes that I had as a kid
|
| Onlar da senin gibi çok tatlıydılar ama;
| They were also very sweet like you, but;
|
| Canımı yakardılar acıtırdılar
| They hurt me, they hurt me
|
| Öyle bir ilaç bulabilmek isterdim ki kurtulabilmek
| I wish I could find such a medicine that I could get rid of
|
| Aşka dair bıraktığın korkulardan ama yaram çok, derin
| From the fears you left about love, but my wound is so deep
|
| Bıçakla keser gibi kesip atabilmek bütün her şeyi
| Being able to cut and throw away everything like with a knife
|
| Kesebiliyorsan ruhumu, dene; | If you can cut my soul, try; |
| duygularımı, yüreğimi; | my feelings, my heart; |
| beni
| me
|
| Bu bir rüya bu bir dua
| This is a dream this is a prayer
|
| Ne dersen de, öyle olsun
| Whatever you say, so be it
|
| Rüzgara karşı uçmaya çalıştım
| I tried to fly against the wind
|
| Gözlerim kapalı seni aradım, seni aradım
| I searched for you with my eyes closed, I searched for you
|
| Körebe oynar gibi
| like playing blind
|
| El yordamıyla, sezgiyle
| gropingly, intuitively
|
| Çocukken sahip olduğum kırmızı rugan ayakkabılar
| Red patent leather shoes that I had as a kid
|
| Onlar da senin gibi çok tatlıydılar ama;
| They were also very sweet like you, but;
|
| Canımı yakardılar acıtırdılar | They hurt me, they hurt me |