| Bakışı bakışıma aşina gibi
| His gaze seems familiar to me
|
| Daha önce bir yerde tanışmış gibi
| It's like we met somewhere before
|
| Dilimin ucunda bir sırdaş gibi
| Like a confidant on the tip of my tongue
|
| Yılların ardından gelişi vardı
| After many years he had come
|
| Adresime yazılmış bir mektup gibi
| Like a letter to my address
|
| Açmadan açılmadan anlamış gibi
| As if you understood it without opening it
|
| Cevabı önceden verilmiş gibi
| As if the answer has already been given
|
| Onu beklediğimden haberi vardı
| He knew that I was waiting for him
|
| Oysa söylenecek bir şarkım vardı
| But I had a song to sing
|
| Yaşanacak yıllarım vardı
| I had years to live
|
| Kimbilir kaç yarın kaldı
| Who knows how many tomorrows are left
|
| Oysa söylenecek bir şarkım vardı
| But I had a song to sing
|
| Yaşanacak yıllarım vardı
| I had years to live
|
| Zaman beni benden çaldı
| time stole from me
|
| Gecesi sabahıma uyanmış gibi
| It's like waking up to my morning at night
|
| Elleri ellerime uzanmış gibi
| It's like his hands are reaching for mine
|
| Konuşmadan her şeyi anlamış gibi
| As if you understood everything without speaking
|
| Öylesi anlamlı gözleri vardı
| He had such expressive eyes
|
| Uzakta olsa da içimde gibi
| Even though it's far away, it's like inside of me
|
| Bir katre çiçeği koklamış gibi
| It's like smelling a dandelion flower
|
| Yağmurda dudağı dudağım gibi
| His lips are like my lips in the rain
|
| Öylesi sıcacık bir kalbi vardı | He had such a warm heart |