| Zaman makinası olsaydı ve kendi gençliğime
| If I had a time machine and
|
| Mesela on yedi yaşıma dönseydim kendime şunları söylerdim
| For example, if I turned seventeen, I would say to myself:
|
| En önemli şey aşk onu doya doya yaşa bu bir
| The most important thing is love, live it to the fullest, this is a
|
| Ne yapmayı sevdiğini bul
| Find out what you like to do
|
| Ve sonra o sevdiğin şeyi yapabiliyor musun ona bak
| And then see if you can do what you love
|
| Yapamıyorsan boşuna enerjini tüketme yapabilenler yapsın
| If you can't, don't waste your energy, let those who can do it.
|
| Yapıyorsan dünyanın en şanslı insanlarından birisin
| If you do, you are one of the luckiest people in the world.
|
| Dilini ısır kimseye söyleme
| bite your tongue don't tell anyone
|
| Sevdiğin insanlar bul işlerini onlarla yapmanın yollarına bak
| Find people you love and find ways to do business with them
|
| Hayat yap et çalış başarla geçiyor
| Life do and work passes successfully
|
| Ve bu maraton çok sevdiklerinle geçerse iş yapmamış
| And if this marathon passes with your loved ones, he has not done any business.
|
| Sürekli aşk yapmış olursun
| You always make love
|
| Birkaç kişinin elini sıkı sıkı tut
| Hold on tight to a few people's hands
|
| Onların dertleriyle dertlen mutluluklarıyla uç dediklerine kulak ver
| Listen to what they say, worry about their troubles, fly with their happiness
|
| Onları kaybetme
| don't lose them
|
| Herşey değiştiğinde senin en orijinal halini
| The most original version of you when everything changes
|
| Bilip sevenlere ihtiyacın olacak
| You will need those who know and love
|
| Kendini onunla bununla karşılaştırma
| Don't compare yourself to him
|
| Başkalarının kriterlerine göre seçim yapma
| Choosing based on other people's criteria
|
| O zaman başkalarının gideceği yerlere gidersin
| Then you go where others go
|
| Oralarda ne işin var senin yolun başka yokuşların başka
| What are you doing there, your path is different, your slopes are different
|
| Konu komşu ne der diye dinleme
| Don't listen to what the neighbor says
|
| Komşu senin hayatında topu topu on beş dakika konuşacak
| The neighbor will talk for fifteen minutes in your life.
|
| Sense ölene dek onu yaşayacaksın
| You will live it until you die
|
| Hareket et her gün hareket etmeyi alışkanlık haline getir
| Get moving, make it a habit to move every day
|
| Bir spora kafayı tak dansa kafayı tak satranca kafayı tak
| obsessed with a sport obsessed with dance obsessed with chess
|
| Kafaya taktıkların ilerde yaldız olup üzerine yağacak
| What you put on your head will be gilded and rain on you in the future.
|
| Yaldız olup üzerine yağacak
| It will be gilded and it will rain on you
|
| Hey her gün oku herşeyi oku
| Hey read every day read everything
|
| Ağaç olmak nasıldır Van Gogh olmak nasıldır
| What it's like to be a tree What it's like to be Van Gogh
|
| İkinci dünya savaşına katılmış olmak nasıldır öğren
| Find out what it's like to have participated in the second world war
|
| Bir gün hepsi bir yapboz gibi birleşip
| One day it will all come together like a jigsaw puzzle.
|
| Sana inanılmaz gerçekleri gösterecek
| It will show you amazing facts
|
| Kızlar zekadan çalışıp başarandan ve espriden hoşlanır
| Girls like people who work with intelligence and succeed
|
| Erkekler güzellikten edadan ve huzurdan hoşlanır
| Men like beauty and peace
|
| Hayat alışkanlıklarla yürüyor
| Life walks with habits
|
| Bir şeyi iyi yapmak istiyorsan hemen alışkanlık haline getir
| If you want to do something well, make it a habit right away.
|
| Alışkanlıksa tekrarla oluyor beyin böyle programlanıyor
| If it is a habit, it becomes repetitive, this is how the brain is programmed
|
| Bir şeyi sürekli yaparsan başka şeyi düşünmüyor onu hep öyle yapıyor
| If you do something all the time, he doesn't think about anything else, he always does it that way.
|
| O yüzden alışkanlıklarına çok dikkat et
| So be very careful with your habits.
|
| Neyi alışkanlık yaparsan hayatından ondan oluşacak unutma
| Whatever you make a habit of, don't forget that your life will come from it.
|
| Erken kalkmak kulağa berbat geliyor biliyorum ama
| I know getting up early sounds awful but
|
| Erken kalkan yol alır hayatımda duyduğum en doğru şey
| The early riser takes the lead, the truest thing I've ever heard in my life
|
| Bazen saat sekiz otuzda üç şey bitirmiş oluyorsun ve
| Sometimes you finish three things at eight thirty and
|
| İnanamıyorsun zamanın göreceliğine
| Can't believe the relativity of time
|
| Dedikodu yapma
| Do not gossip
|
| Dedikodu nasıl bir şey biliyor musun
| Do you know what gossip is like
|
| Böyle evinin içine çöp boşaltmışsın gibi
| It's like you emptied trash inside your house like this
|
| Ağzını içini evini kokutuyor
| Makes your mouth smell like home
|
| Rahatlatır sanıyorsun ama pisletiyor insanı
| You think it will relieve you, but it makes you dirty
|
| Gül geç
| late rose
|
| Hem dedikodu yapanların başına mutlaka ayıpladıkları beğenmedikleri
| Also, the ones who gossip do not like
|
| Çekiştirip durdukları şey gelir unutma
| Don't forget that what they keep pulling is coming
|
| Hayatın mizah anlayışı böyle
| Such is life's sense of humor
|
| Kızlar güzel mi güzel bir kadın olduğunuzda kendi atınız olsun
| Girls are beautiful, have your own horse when you are a beautiful woman
|
| Kendi paranızı kendiniz kazanın onu şakır şakır harcayın
| Earn your own money and spend it
|
| Böylece ayrılıklarla boşanmalarla attan inip eşeğe binmezsiniz
| So you don't get off a horse and a donkey with separations and divorces.
|
| Atınızı kimse altınızdan alamaz
| No one can take your horse from under you
|
| Dört nala başka yere gidebilirsiniz
| You can gallop somewhere else
|
| Erkekler yakışıklı mı yakışıklı bir erkek olduğunuzda
| Are men handsome when you are a handsome man
|
| Kadınlara çocuklara ve hatta birbirinize asla el kaldırmayın
| Never raise your hands on women, children or even each other
|
| O güç güç değil kaba kuvvet o
| It's not power it's brute force
|
| Korkudan kaynaklanır kaybetme korkusundan
| Caused by fear of fear of losing
|
| Ve kimseyi avucunuzda sıkarak elinizde tutamazsınız
| And you cannot hold anyone by squeezing them in your palm.
|
| Tam tersi avucu apaçık bırakacaksınız
| On the contrary, you will leave the palm open
|
| Kimseyi suçlama suçlamak nasıl diyeyim zehirli bir duygu
| blaming no one how can i say it's a toxic feeling
|
| İnsanı frenler insanı kurban psikolojisine sokar atıl bırakır
| It brakes people, puts people into victim psychology and leaves them idle.
|
| Hatta şimdiden duvara kendimi suçlu hissetmiyorum yaz
| I don't even feel guilty on the wall already
|
| Kendimi suçlu hissetmiyorum
| I don't feel guilty
|
| Kendimi suçlu hissetmiyorum
| I don't feel guilty
|
| Kendimi suçlu hissetmiyorum yaz
| I don't feel guilty
|
| Çok faydasını göreceksin
| You will see a lot of benefit.
|
| Ceplerden bilgisayarlardan televizyonlardan uzak bir saat ayır kendine
| Take an hour away from your pockets, computers, televisions.
|
| Kendinle sosyalleş yoksa unutursun nasıl biri olduğunu
| Socialize with yourself or you'll forget what kind of person you are
|
| Hayatın sana başkaları tarafından yansıtılmayan bir aslı var
| Your life has an original that is not reflected to you by others.
|
| Onu dinle deniz kabuğu dinler gibi
| Listen to it like a seashell
|
| Yalnızlığını kimseye verme
| Don't give your loneliness to anyone
|
| Yalnızlığın hariç herşeyi paylaş
| Share everything but your loneliness
|
| Çünkü hayat paylaşınca güzel
| Because life is beautiful when shared
|
| Her gün şükret
| be grateful every day
|
| Teşekkürü dualarından asla eksik etme
| Never miss your thanks in your prayers
|
| Teşekkür kadar insana iyi gelen bir şey yoktur
| There is nothing better than a thank you
|
| Bir şeyi istemekten dilemekten bile iyidir sıcacık yapar ruhunu
| It's better than wishing for something, it makes your soul warm
|
| Bendeki bana yeter hatta artar bile dünyanın en güzel felsefesidir
| What I have is enough for me, even more than enough, it is the most beautiful philosophy in the world.
|
| Birinden bir şey isteme onun yerine birine bir şey ver
| Don't ask someone for something, give something to someone instead
|
| Bak neler olacak seyret sonra
| Look what happens next
|
| Karanlık günler olacak düşeceksin de yaralar da açılacak
| There will be dark days, you will fall, and the wounds will open.
|
| O zamanlarda şunu unutma tünel bitecek
| At that time, don't forget that the tunnel will end
|
| Kalkacaksın da kabuk da bağlayacaksın
| You will get up and you will also scavenge
|
| Sevdiklerine bıkıp usanmadan seni seviyorum seni çok seviyorum de
| I love you without getting tired of your loved ones, say I love you so much
|
| Hatta sen ne yaparsan yap kim olursan ol seveceğim de
| In fact, I will love whatever you do, whoever you are.
|
| Korkmaktan korkma ödün bile kopsun
| Don't be afraid to be afraid, even if you don't compromise
|
| Sonra kapa gözünü bas karanlığına
| Then close your eyes to the darkness
|
| Belki biri taş döşemiştir kim bilir
| Maybe someone paved the stone, who knows?
|
| Böbürlenme kibirlenme köpürme abart çoğalt parlat
| Don't brag, don't lather, exaggerate, multiply, shine
|
| Böbürlenme kibirlenme köpürme abart çoğalt parlat
| Don't brag, don't lather, exaggerate, multiply, shine
|
| Her gün bir yazar tarafından hayatının hikayelendirildiğini düşün ve dinle
| Think about your life being told by an author every day and listen
|
| Böyle bir kahraman olmak ister miydin
| Would you like to be such a hero
|
| İstiyorsan başarıyorsun
| If you want, you succeed
|
| Ne mutlu sana | happy for you |