| Normal bir gündü, tıpkı her gün gibi
| It was a normal day, just like every other day
|
| Erkenden döndüm‚ sürprizin dibi
| I'm back early‚ the bottom of the surprise
|
| İçimde kor gibi bir sıkıntı var
| I have a problem like a ember inside me
|
| Hayır olsun derken kaldım kapı duvar
| I said no
|
| Lan bu ne biçim gürültü‚ bu ne biçim görüntü
| What kind of noise is this‚ what kind of image is this
|
| Bir gün erken döndük iyi ki‚ boynuzum olmuş püsküllü
| Good thing we came back one day early‚ I have horns and tassels
|
| Ellerinde biralar, birbirini kovalar
| Beers in hand, chasing each other
|
| Eve geldik huzur derken, evden geçmiş bir alay
| We came home, saying peace, a procession past the house
|
| Eve gelmiş inlersin‚ benim albümü dinlersin
| You come home, you moan‚ you listen to my album
|
| Sakın imzamı isteme, ancak sik*mi yersin
| Just don't ask for my autograph, but fuck you
|
| Giy ulan şu donunu, kırarım bak kolunu
| Put on your underwear, I'll break your arm look
|
| Ya bu evden tez çıkarsın ya da bilmem sonunu
| Either you get out of this house quickly or I don't know the end
|
| Sakin‚ derin nefes
| calm‚ deep breath
|
| Sakin, elleri uzatıyoruz
| Calm down, we stretch our hands
|
| Sakin, bedeni büküyoruz
| Calm down, we bend the body
|
| Sakin, derin nefes alıyoruz
| We breathe calmly, deeply
|
| Sakin, çok iyi gidiyorsun
| Calm down, you're doing very well
|
| Sakin, tebrik ediyorum
| Calm down, congratulations
|
| Yoga yapsam iyileşmem, hapı yutsam düzleşmem
| If I do yoga, I won't get better, if I swallow pills, I won't get flat
|
| Hep TV'de gördük geçtik al bu da benim yüzleşmem
| We've always seen it on TV, here's my confrontation
|
| Yıllarımı yedin bak, yalnız olsam pirüpak
| Look, you ate my years, if I was alone, pirupak
|
| Görücüyle evlenseydim, annemmiş doğru kaynak
| If I had married a seer, my mother was the right source.
|
| Güvenimi sarstılar, kanadımı kırdılar
| They broke my trust, they broke my wing
|
| Portakalı soyup bir de başucuma koydular
| They peeled the orange and put it on my bedside.
|
| Kara üzüm habbesi, bu laflar neyin nesi
| Black grape habbe, what are these words?
|
| Kontrolü kaybettim sanki, aldım derin nefesi
| It's like I lost control, I took a deep breath
|
| Sakin, derin nefes
| calm, deep breath
|
| Sakin, nefes kontrol
| Calm, breath control
|
| Sakin, nefes kontrol
| Calm, breath control
|
| Sakin, ses kontrol
| Calm, sound control
|
| Sakin, kim beni kontrol ediyor lan
| Calm down, who the hell is controlling me?
|
| Sakin, aman yavrum
| Calm down, baby
|
| Bana bu yapılır mıydı lan!
| Would you do this to me!
|
| Önce sakinleyeceğiz
| We'll calm down first
|
| Önce yumuşak hareketlerle kendimizi tanıyacağız
| First we will get to know ourselves with soft movements
|
| Bedenimizi tanıyacağız
| We will know our body
|
| Ruhumuzu göreceğiz
| We will see our soul
|
| Işığımızı anlayacağız
| We will understand our light
|
| Ve geçmişte yaşadığımız bütün travmaları atlatacağız
| And we'll get over all the traumas we've had in the past
|
| Bunu hep birlikte yapacağız
| We will do this together
|
| Çünkü kabul etmemiz gereken bir şey varsa hepimiz hastayız
| 'Cause if there's one thing we have to admit, we're all sick
|
| Evet, hadi başlıyoruz
| Yeah let's get started
|
| Şimdi elleri gökyüzüne doğru uzatıyoruz
| Now we stretch our hands to the sky
|
| Evet, uzatıyoruz, ona ulaşıyoruz
| Yeah, we're stretching it, we're reaching it
|
| S*ktir lan | fuck you |