| Kendimi bildim bileli yollarda tükettim koskoca bir ömrü
|
| Bir uçtan bir uca gezdim şu fani dünyayı
|
| Okumuşu, cahili, yoksul, zengin; |
| hiç farkı yok hepsi aynı
|
| Sonunda ben de anladım Hanya'yı Konya'yı
|
| Sanki insanlık pazara çıkmış ekmek aslanın ağzında
|
| Bir sıcak çorba içer misin diyen yok
|
| Dört duvarı ören kapısını kapatıp içerden kilitlemiş kapıyı
|
| Bir döşek de sana serelim buyur diyen yok
|
| Tek bir soru ;
|
| "Hemşerim memleket nire?"
|
| Bu dünya benim memleket
|
| Hayır anlamadın !
|
| "Hemşerim esas memleket nire?"
|
| Bu dünya benim memleket
|
| Tövbe, tövbe, tövbe!
|
| Kardeşlik ve eşitlik üstüne uzun uzun nutuklar çekip
|
| Niye senin derin benden daha koyu diyen çok
|
| Kaşının altında gözün var diye silahlanıp ölüme koşarken
|
| Kalan dul ve yetim ne yer ne içer soran yok
|
| Gaye garibim bulamadı çözümü oturdu etti bunca sözü
|
| Gelin hep beraber anlaşalım diyen yok
|
| Zaten paramparça bölünmüş ve yaşanmaz olmuş dünyamız
|
| Daha fazla kesip bölmeye hiç gerek yok
|
| Tek bir soru ;
|
| "Hemşerim memleket nire?"
|
| Bu dünya benim memleket
|
| Hayır anlamadın !
|
| "Hemşerim esas memleket nire?"
|
| E dedim ya yahu;
|
| Bu dünya benim memleket
|
| Tövbe, tövbe, tövbe! |