| Well we were born within an hour of each other |
| Biz birbirimizle aynı saatte doğduk |
| Our mothers said we could be sister and brother |
| Annelerimiz dedi ki biz kız ve erkek kardeşler olabilirdik |
| Your name is Deborah, De-bor-ah |
| Senin adın Deborah, De-bo-rah |
| It never suited you |
| Sana asla yakışmadı |
| And they said that when we grew up |
| Ve onlar dediler ki biz büyüdüğümüzde |
| we’d get married and never split up |
| evlenecektik ve asla ayrılmayacaktık |
| Oh we never did it |
| Oh biz asla yapmadık |
| Although I often thought of it |
| Buna rağmen ben bunu sık sık düşündüm |
| Oh Deborah, do you recall? |
| Oh Deborah, hatırlar mısın? |
| Your house was very small with wood chip on the wall |
| Sizin eviniz çok küçüktü duvarlarındaki ahşap yongayla |
| When I came round to call you didn’t notice me at all |
| Seni çağırmak için geldiğimde beni fark etmedin bile |
| and I said: «Let's all meet up in the year 2000 |
| ve dedim ki: Hadi hepimiz 2000 yılında bir araya gelelim |
| Won’t it be strange when we’re all fully grown? |
| Hepimiz yetişkin olunca ilginç olmayacak mı? |
| Be there two o’clock by the fountain down the road.» |
| Saat 2 de sokağın aşağısındaki çeşmenin yanında olun |
| I never knew that you’d get married |
| Evlendiğini asla bilmedim |
| I would be living down here on my own |
| Burada kendi başıma yaşıyor olacaktım |
| on that damp and lonely Thursday years ago |
| bu rutubetli ve yalnız perşembede yıllar önce |
| You were the first girl at school to get breasts |
| Okulda göğüsleri büyüyen ilk kız sendin |
| and Martyn said that you were the best |
| ve Martyn senin en iyisi olduğunu söylerdi |
| Oh the boys all loved you |
| Oh oğlanların hepsi seni severdi |
| but I was a mess |
| ama ben zor durumdaydım |
| I had to watch them try and get you undressed |
| Onların denemesini ve seni soymasını izlemek zorundaydım |
| We were friends and that’s as far as it went |
| Biz arkadaştık ve işte en ileri bu kadar gitti |
| I used to walk you home sometimes but it meant |
| Bazen seninle eve yürürdüm ama bu |
| Oh it meant nothing to you |
| Oh bu sana bir anlam ifade etmezdi |
| `cause you were so popular |
| Çünkü sen öyle popülerdin ki |
| Oh Deborah, do you recall? |
| Oh Deborah, hatırlar mısın? |
| Your house was very small with wood chip on the wall |
| Sizin eviniz çok küçüktü duvarlarındaki ahşap yongayla |
| When I came round to call you didn’t notice me at all |
| Seni çağırmak için geldiğimde beni fark etmedin bile |
| and I said: «Let's all meet up in the year 2000 |
| ve dedim ki: Hadi hepimiz 2000 yılında bir araya gelelim |
| Won’t it be strange when we’re all fully grown? |
| Hepimiz yetişkin olunca ilginç olmayacak mı? |
| Be there two o’clock by the fountain down the road.» |
| Sokağın aşağısındaki çeşmenin yanında saat 2 de orada olun |
| I never knew that you’d get married |
| Evlendiğini asla bilmedim |
| I would be living down here on my own |
| Burada kendi başıma yaşıyor olacaktım |
| on that damp and lonely Thursday years ago |
| bu rutubetli ve yalnız perşembede yıllar önce |
| Oh Deborah, do you recall? |
| Oh Deborah, hatırlar mısın? |
| Your house was very small with wood chip on the wall |
| Sizin eviniz çok küçüktü duvarlarındaki ahşap yongayla |
| When I came round to call you didn’t notice me at all |
| Seni çağırmak için geldiğimde beni fark etmedin bile |
| and I said: «Let's all meet up in the year 2000 |
| ve dedim ki: Hadi hepimiz 2000 yılında bir araya gelelim |
| Won’t it be strange when we’re all fully grown? |
| Hepimiz yetişkin olunca ilginç olmayacak mı? |
| Be there two o’clock by the fountain down the road.» |
| Saat 2 de sokağın aşağısındaki çeşmenin yanında olun |
| I never knew that you’d get married |
| Evlendiğini asla bilmedim |
| I would be living down here on my own |
| Burada kendi başıma yaşıyor olacaktım |
| on that damp and lonely Thursday years ago |
| bu rutubetli ve yalnız perşembede yıllar önce |
| Oh what are you doing Sunday baby? |
| Oh Pazar günü ne yapıyorsun bebek? |
| Would you like to come and meet me maybe? |
| Belki gelmek ve benimle buluşmak istersin? |
| You can even bring your baby |
| Bebeğini (çocuğunu) bile getirebilirsin |
| Oh what are you doing Sunday baby? |
| Oh Pazar günü ne yapıyorsun bebek? |
| Would you like to come and meet me maybe? |
| Belki gelmek ve benimle buluşmak istersin? |
| You can even bring your baby |
| Bebeğini (çocuğunu) bile getirebilirsin |
| Disco 2000 Çeviri, AkorMerkezi.com'da yayınlanmıştır. |